pub-6450042492155979 google.com, pub-6450042492155979, DIRECT, f08c47fec0942fa0 EBEDİ HAYAT AHİRET

23 Şubat 2025 Pazar

KABİR HAYATI

 KIYMETLİ MÜMİNLER NE YAZIK Kİ HOCALARIMIZ BİZİ ÖLÜMÜN DEHŞETİNDEN VE KABİR AZABINDAN CEHENNEMDEN KORKUTARAK İBADET ETMEMİZİ SAĞLAMAK İSTEMİŞLERDİR. HALBUKİ BU YANLIŞ METODDUR ÇÜNKİ KORKU GEÇİCİDİR AMA SEVGİ KALICIDIR NASIL OLSA CEHENNEME GİRECEM DİYE HEPTEN VAZ GEÇMEMİZE ÜMİTSİZLİĞE KAPILMAMIZA SEBEP OLMUŞLARDIR. HALBUKİ İBADET EDENİN NASIL KOLAY CAN VEREEĞİNİ, NASIL KABİRDE CENNET BAHÇELERİNDE OLACAĞINI, NASIL CENNETE GİRECEĞİMİZİ ANLATSALARDI ÜMİDİMİZİ YİTİRMEZ SEVE SEVE İBADETLERİMİZİ YAPARDIK 

Naziat.2:Vennaziati neşta Müminin canını yağdan kıl çeker gibi kolaylıkla çıkaran meleklere andolsun
AZRAİL MÜMİNİN CANINI ALIRKEN YAĞDAN KIL ÇEKER GİBİ KOLAYLIKLA ALIR HİÇ ACI DUYMAZ  
    Sayın okuyucularım o halde hüsnü hatime nedir ? ve hüsnü hatimeye ulaşmak için ne yapmak gerekir bunu biraz açıklayalım.
HÜSNÜ HATİME: Güzel son,güzel sonuç,güzel ölüm anlamındadır. Güzel sonuç iman ile ölmekle mümkün olur.
Sayın okurlarım müminin canı çok kolay çıkacaktır. İşte
AYET:(Naziat.2)''(Vennaziati neşta)''Müminin canını yağdan kıl çeker gibi kolaylıkla çıkaran meleklere andolsun.''
Bu ayet nazil olunca sahabiler ya Resulullah ölümün şiddetinden siz bile korkarken nasıl oluyor da insanın canı bu kadar kolay çıkıyor. Hatta mümin canının çıktığının farkına bile varmaz buyuruyorsunuz diye sorduklarında Peygamberimiz(sav) onlara şu cevabı vermiştir.
PEYGAMBERİMİZ(SAV) BUYURDUKİ NASILKİ YUSUF(AS) IN GÜZELLİĞİNİ GÖREN KADINLAR ELLERİNİ KESTİKLERİ HALDE FARKINA BİLE VARMADIYSALAR HİÇ ACI DUYMADIYSALAR MÜMİNDE ÖLÜRKEN AZRAİLİN VE CENNETİN GÜZELLİĞİNDEN ÖLÜMÜN ACISINI DUYMAYACAK CANININ ÇIKTIĞININ FARKINA BİLE VARMIYACAKTIR
HADİS: Aradığınız cevap Yusuf suresindedir. Bu surede emirin kölesi olan hz. Yusufun güzelliğine Emirin karısı Züleyha vurulmuş ona aşık olmuştu. Züleyhanın arkadaşı olan kadınlar Züleyhanın dedikodusunu yapıyor. Koskoca emirin karısı kölesine aşık olmuş diye onu eleştiriyorlardı. Bunun üzerine Züleyha bu kadınları çay partisine çağırır. Her birinin eline birer elma ve birer bıçak vererek soyup yemelerini ister. Kadınlar tam elmaları soyarken. hz Yusufu karşılarına çıkarır. Hz Yusufun o eşsiz güzelliğine vurulan bu güzellik karşısında her şeyi unutan kadınlar o kadar etkilenirler ki elmayı soyalım derken ellerini bıçakla keserlerde farkına varmazlar.
Sayın okurlarım Yusuf ve Züleyha olayı kuran-ı kerimde şöyle geçer.
AYET:(Yusuf.31)''Kadınların kendisini yermesini işitince onları davet etti ; koltuklar hazırladı geldiklerinde her birine bıçak verdi. Yusufa yanlarına çık dedi. Kadınlar Yusufu görünce şaşırıp ellerini kestiler. Ve Allahı tenzih ederiz . Ama bu insan değil ancak çok güzel bir melektir dediler.''
işte ölüm anında mümin kendisine gösterilen cennetin ve büyük nimetlerin güzelliği karşısında o kadar sevinecek o kadar şaşıracak ki ölüm acısını hissetmiyecek canının çıktığının farkına bile varamıyacaktır.''
MELEKLER MÜMİNİN CANINI ALDIKTAN SONRA MÜMİNİN RUHUYLA BİRLİKTE FEZADA DOLAŞACAKLARDIR UÇACAKLARDIR YANİ 
AYET:(Nâziât: 3)“Andolsun yüzüp yüzüp gidenlere!”
Âyet-i kerimede buyurulduğu üzere müminlerin canlarını aldıktan sonra, onlarla birlikte fezâda yüzüp giderler. Hüsnü hatime ile ölen müminlerin bir mükâfatı da meleklerin iltifatlarıdır.
AYET:(Nahl: 32) “Onlar meleklerin: ‘Selâm sizin üzerinize olsun. Yapmış olduğunuz iyi işlere karşılık cennete girin!’ diyerek iyilikle canlarını aldıkları kimselerdir.” AYET:(Vâkıa: 88-89) “Ölen kişi Allah’a yaklaştırılanlardan ise; ona rahatlık, güzel rızık ve Naîm cenneti var.”
ALLAH(CC) BUYURACAKKİ EY MÜMİN SEN BENDEN RAZI BENDE SENDEN RAZI OLARAK GİR CENNETİME 
AYET:( (Fecr: 27-30) “Ey mutmain olan nefis! Sen O’ndan râzı, O senden râzı olarak dön Rabb’ine. Gir salih kullarımın içine, gir cennetime!”
Bu hitap ona hem vefat anında hem de kıyamet gününde müminler söylenecektir.
İMANLI ÖLEN MÜMİNE MELEKLER EY İMANLI MÜMİN İMANLILARDAN SANA SELAM OLSUN DİYE SELAMLAYACAKLARDIR
AYET: (Vâkıa: 90-91)“Eğer sağcılardan ise; ‘Ey sağcı! Sana sağcılardan selâm!’ denir.”
Can boğaza gelmiş durumdaki mümin o selâmı alınca rahatlar, dostluğun ünsiyetini hisseder.’’
PEYGAMBERİMİZ(SAV) BUYURDUKİ MELEKLER MÜMİNLERİN CANLARINI KOLAYCA ALIRLAR VE CENNET ONA GÖSTERİLİR 
HADİS: Müminlerin canlarını ise şefkat ve merhametle ve yumuşaklıkla, rahatça ve usulca, sanki çözülmesi kolay bir düğümü çözer gibi kolayca alırlar. Cennetteki varacağı yer kendisine gösterilmeden hiçbir mümin ruhunu teslim etmeyecektir(Buhari)
PEYGAMBERİMİZ(SAV) BUYURDUKİ MÜMİN RAHMET MELEKLERİNİN GÜZELLİĞİNDEN CAN VERME ACISINI HİSSETMEZ KOLAYCA CANI ÇIKAR VE NİMETLERE KAVUŞUR
HADİS:(Mümin öleceği vakit, rahmet meleklerini görür, can verme acısını duymaz. Ruhu tereyağından kıl çeker gibi, kolay çıkar, nimetlere kavuşur.) [Bezzar]
PEYGAMBERİMİZ(SAV) BUYURDUKİ ÖLÜM EN EN KIYMETLİ HEDİYEDİR
HADİS:(Ölüm, mümine en kıymetli hediyedir.) [Taberani]
PEYGAMBERİMİZ(SAV) BUYURDUKİ KAFİRLER KABİRDE ACI VE SIKINTI İÇİNDE AZAP GÖRÜRKEN MÜMİNLER NİMELER İÇİNDE MUTLU VE SIKINTISIZ HAYAT GEÇİRECEKLERDİR
HADİS: Kafirler ve münafıklar kabirde acı ve sıkıntı içinde azap görürlerken müminler nimetler içerisinde mutlu ve sıkıntısız bir hayat süreceklerdir (bk. Tirmizî, Cenaiz, 70).
Allahü teâlâya kavuşmayı isteyen mümin, ölümü kötü görmez. Çünkü ölüm, dostu dosta kavuşturan bir köprüdür. Cenneti seven ve ona hazırlanan ölümü sever. Çünkü ölüm olmayınca Cennete girilmez.
Dünya hayatı rüya gibidir. Ölüm uyandırıp rüya bitecek, hakiki hayat başlayacaktır. Hadis-i şerifte,
PEYGAMBERİMİZ(SAV) BUYURDUKİ İNSANLAR UYKUDADIR DÜNYA UYKUDUR ÖLÜNCE UYKUDAN UAYANIR İNSANLAR 
HADİS: (İnsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar) buyuruldu. (Sefer-i Ahiret)
PEYGAMBERİMİZ(SAV) MÜMİNİN ÖLÜMÜNÜ ŞÖYLE ANLATIR
İman sahibi kişinin ruhunu Azrail alırken, yanında rahmet melekleri bulunur. Mümin insanın ruhu alınırken, ona cennetteki yeri gösterilir. O cennetteki yerini temaşa ederken ruhunun kabz edildiğinin farkına varmaz. Hadislerde şöyle anlatılır: 
PEYGAMBERİMİZ(SAV) BUYURDUKİ MÜMİN ÖLÜNCE GÖKTEN IŞIK SAÇAN MELEKLER İNER YANLARINDA CENNET ELBİSESİ BULUNUR AZRAİL KOLAYCA CANINI ALDIKTAN SONRA MÜMİNE CENNET ELBİSESİ GİYDİRİRLER GÜZEL KOKU SÜRÜP SEVİNÇLE SEMAYA ÇIKARLAR 
HADİS:Mümin kul Ahiret yolculuğuna çıkarken, gökten ışık saçan melekler iner.Yanlarında cennet elbiselerinden bir elbise ile hunut olur. O kulun görebileceği yere otururlar. Azrail (as).de baş ucuna oturur ve 'haydi ey temiz ruh Allah'ın mağfiret ve rıdvanına doğru rahatlıkla çık' der. Azrail (as) bedenden çıkan ruhu alınca, rahmet melekleri ruhu ellerindeki elbise ve hunuta sararlar.Güzel kokular sürüp, sevinçle semaya çıkarlar.
1. SEMADA MELEKLER İYİ BİR KİŞİ İDİ DERLER BÖYLECE 1. SEMAYI GEÇER
1. semada kimsin diye sorulur. Rahmet meleklerin başında olan Cebrail; ben Cebrailim yanımdaki filan oğlu filan diyerek o kişiden övgüyle bahseder. Dünya seması melekleri 'o iyi bir kişidir,inancı tamdı,şüphesi yoktu ' diyerek geçişine izin verirler. 
İkinci semaya çıkarlar.
2. SEMADA NAMAZLARINI  FARZLARI YERİNE GETİRDİ DERLER GEÇİŞ İZNİ VERİLİR
 2. Sema melekleri de, namazlarını ve bütün farzlarını eda ederdi derler. 
Üçüncü semaya geçerler 
3. SEMADA ZEKATINI VERİRDİ DERLER GEÇİŞ İZNİ VERİLİR
3. Sema da; malının hakkını muhafaza edip zekatını seve seve verirdi derler. 
Dördüncü semada, 
ORUCUNU TUTTU HARAM YEMEDİ DERLER GEÇİŞ İZNİ VERİLİR
4. Semada orucunu tutup, haram yemekten kaçındı, kendini muhafaza etti denilir.
 Beşinci semada; 
HACCINI YERİNE GETİRDİ DERLER GEÇİŞ İZNİ VERİLİR
5. Semada farz olduğunda Allah için hac vazifesini yerine getirdi derler.
 Altıncı semaya 
SEHER VAKTİ İSTİĞFAR ETTİ SADAKA VERDİ YETİMLERE BAKTI DERLER GEÇİŞ İZNİ VERİLİR 
6. Semada çıktıklarında; seher vakti istiğfar etti, çok sadaka verdi, yetimlere yardım etti denilerek karşılanır.
7. SEMADA CELAL PERDELERİNİN OLDUĞU MAKAMA GELİR HOŞCA KARŞILANIR CENNETE ALINIR
 7. Semada Celal Perdelerinin olduğu makama varırlar. Orada hoşca karşılanıp cennet ile müjdelenir. Oradan Sidretül Müntehaya giderler. Orada; her iyiliği Allah rızası için yapan kul, hoş ve sefa geldin denilerek karşılanır. Daha sonra; ateş tabakasından, nur, zulmet, su ve kar tabakalarından ve soğuk denizden geçerler. Sonra perdeler açılır. Bu perdeler seksenbin adettir ve her perdede de seksen bin şerefe vardır. Perde arkasından bu getirdiğiniz ruh kimdir diye sorulur. Cebrail AS. filan oğlu filan der. Allah "yaklaştırın sen ne güzel kulumsun" buyurur ve Allah onu affeder. Allah'ın huzuruna arif ve evliya kullarının dışında ulaşan olmaz. 
Diğer insanlar ise, yaptıkları amele göre ya perdelerden yada sema kapılarından geri çevrilirler.
 Geri dönerlerken, Allah "Kulumun dosyasını tescil edin. Onu yere iade edin. Onları ben yarattım, oraya iade ederim, sonra tekrar oradan bir kere daha çıkaracağım"diye buyurur. 
Sonra ruh cesede iade edilir.
Kabire;Münker ve Nekir adında iki melek gelir ve sorarlar: Rabbin kim? Kul şaşırmadan Allah der Dinin? Kul; İslam der Nebin? Kul; Hz.Muhammet, O Allah'ın resulüdür der. Nereden bildin? Kul; Allah'ın kitabı Kuranı okudum. Ona iman ve tastik ettim der. O sırada; Kulum doğru söyledi. Cennetten bir yatak getirip altına serin, cennet elbiseleri giydirin ve cennete bakan bir pencere açın buyrulur. Sonra o kişinin kabri enine ve boyuna genişler.Cennet kokuları gelmeye başlar. Kabri cennet bahçelerinden bir bahçe gibi olur.
KABİR VE TÜRBE ZİYARETİ VE ADABI
KABİR ZİİYARETİ ADABI
TÜRBE ZİYARETLERİNDE DİKKAT EDİLECEK HUSUSLAR
ZİYARETÇİLERİN DİKKATİNE
İSLÂM DİNİNE GÖRE; TÜRBE VE YATIRLARA
Adak Adanmaz,
Kurban Kesilmez,
Mum Yakılmaz,
Bez – Çaput Bağlanmaz,
Taş – Para Yapıştırılmaz,
Eğilerek ve Emekleyerek Girilmez,
Para Atılmaz,
Yenilecek Şeyler Bırakılmaz,
El – Yüz Sürülmez,
Türbe ve Yatırlardan Medet – Şifa Umulmaz,
Türbelerin İçinde Yatılmaz,
Bu ve benzeri bid’at ve hurafeler Dinimizce kesinlikle yasaklanmıştır.
Ziyâretçi mezarlığa varınca yüzünü mezarlara döndürerek Peygamber Efendimiz'in öğrettiği üzere şöyle selâm verir:
HADİS: "Selâm size, ey mü’minler diyârının sâkinleri! İnşâallâh yakında biz de aranıza katılacağız. Allah’ın bizi de sizi de bağışlamasını dilerim.” (Müslim, Tahâret, 39; Cenâiz, 104)"
Kabirde yatanlara duâ etmeli ve kendisinin de onlar gibi olacağını düşünmelidir. Ziyâret ettiği kimsenin kabrine, sanki hayattaymış da onunla konuşuyormuş gibi yüzünü dönerek yaklaşmalı ve rahatsız değilse ayakta durmalıdır. Sağlığında kendine çok yakın ise yakınına varmalı, fazla yakın değilse uzakça durarak dua etmelidir.
Kabir ziyareti sırasında namaz kılarak oraların mescit hâline getirilmesi dinen tasvip edilmeyen bir davranıştır. Ayrıca kabre karşı namaz kılmak da mekruhtur.
HADİS: Kabirlere mum dikmek ve yakmak caiz değildir. (Muvatta, Cenâiz, 12-13)
HADİS: Kabrin üzerine oturmak ve mezarları çiğnemek mekruhtur. (Müslim, Cenâiz, 98)
HADİS: Kabristanda ziyâretle bağdaşmayan edep dışı ve malayani söz söylemekten, kibirlenip çalım satarak yürümekten sakınmak ve mütevâzî bir tavır takınmak gerekir. (Nesâî, Cenaiz, 100)
HADİS: Kabirlere, küçük ve büyük abdest bozmaktan sakınmalıdır.
HADİS: Kabristanın ağaçlarını ve yaş otlarını kesmek mekruhtur.
HADİS:Kabir yanında kurban kesmek Allâh için olsa bile mekruhtur. Hele ölünün rızâsını kazanmak ve yardımını elde etmek için kesilmesi kesinlikle haramdır. Bunun şirk olduğunu söyleyenler de vardır. Çünkü kurban kesmek ibâdettir. İbadet ise yalnız Allâh'a mahsustur.
HADİS:Kabirler Ka'be tavaf edilir gibi dolaşılıp tavaf edilmez.
HADİS:Ölülerden yardım istemek ve bunun için mezar taşlarına bez, mendil ve paçavra bağlamak kişiye bir fayda sağlamaz. Kabirdeki kişinin başkasına bizzat fayda vermeye veya bir zararı gidermeye gücü yetmez. Ancak Allâh'tan bir şey isterken sâlih zâtları vesile kılmak ve bunun için onların kabirlerini ziyâret etmek câizdir. Meselâ “HADİS: Peygamber Efendimiz hakkı için, onun hürmetine, ya Rabbî onunla Sana dua ediyorum, şu isteğimi yerine getir!” demek duaların kabulüne vesile olur. (Tir­mi­zî, De­avât, 118; İbn-i Han­bel, IV, 138)
Bunun pek câlib-i dikkat bir misâli şudur:
Resûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-'in vefâtından sonra Medîne'de şiddetli bir kıtlık olmuştu. Ahali durumu Hz. Âişe'ye şikâyet ettiler. Validemiz onlara şu tavsiyede bulundu:
HADİS: Nebiyy-i Muhterem Efendimiz'in kabri şerîfine gidin, tavanından bir pencere açın. Efendimiz ile semâ arasında bir perde kalmasın!
Böyle yaptıklarında bolca yağmur yağdı, otlar yeşerip büyüdü, develer iyice semizleşti. Hatta bu seneye “Âmu'l-fetk, bolluk senesi” ismi verildi. (Dârimî, Mukaddime, 15)
HADİS:Kabir ziyâretini özellikle cuma olmak üzere perşembe ve cumartesi günleri yapmak daha faziletlidir. Ancak diğer günlerde ziyâret de mümkün ve caizdir.
HADİS:Kabirleri gece ziyaret etmek de caizdir. Resûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- gece Cennetü'l-Bakîa'ya gidip dua etmiştir. (Müslim, Tahâret, 39; Cenâiz, 104)
PEYGAMBERİMİZİN KABRİSTAN ZİYARETİNDE YAPTIĞI DUA
Peygamber Efendimiz sık sık Bakî mezarlığına gider, ölülere selâm verir, onlara dua ederdi. Biz de zaman zaman kabristana gitmeli, yarın kendilerine komşu olacağımız kimseleri ziyaret etmeliyiz.
Hz. Peygamber, geceleri Baki’ kabristanına gelir ve
HADİS. “Müminler yurdunun sakinleri, sizlere selam olsun. İnşaallah biz de size katılacağız. Bizler ve sizler için Allah’tan afiyet dilerim; Allah’ım, Baki’ kabristanında bulunanları bağışla.” (Müslim, Cenâiz, 102) diye dua ederlerdi.
Kabir ziyaretinde bulunan kişinin ölü için dua etmesi ve Kur’an okuyarak sevabını orada bulunanların ruhlarına bağışlaması uygun olur.
Ancak, kabir ve türbe ziyaretlerinde İslam’ın özüne ve tevhid anlayışına ters düşen, itikâdî bakımdan da zararlı olan tutum ve davranışlardan uzak durmak gerekir.
Kabrin başında yüksek sesle ağlayıp gürültü yapmak, kabrin parmaklık ve taşlarını öpmek, onlara sarılıp ağlamak İslam ile bağdaşmaz.
Türbelerde yatan kişileri beşer üstü varlıklar olarak görmek; bu zatların duaları kabul ettiğine, ilâhi kudretlerinin olduğuna inanmak doğru olmadığı gibi, bir kısım ihtiyaç ve dilekleri onlara arz etmek, kendilerinden medet ummak, bu ziyaretleri dinî bir vecibe gibi telakki etmek; bez bağlamak, mum yakmak, kurban kesmek, şeker vb. yiyecek maddeleri dağıtarak onlardan yardım dilemek gibi davranışlarda bulunmak da, tevhid dini olan İslam’la bağdaşmaz. Ölen kişilerden medet ummak ve onlardan bazı şeyler beklemek iman açısından tehlikeli bir davranıştır.
Mezar ziyaretinde şu adaba dikkat etmek gerekir.
Mezar ziyareti esnasında abdestli olmaya özen gösterilmelidir.
Mezarlıkta sükuneti korumalı, fazla gürültü çıkarmalıdır.
Sonra mezarlıkta bulunan ölülere selam verilir
Onlar için hayır duada bulunulur.
Kuran-ı Kerim okunup sevabı onların ruhuna bağışlanır.
Mecbur kalmadıkça, asla mezarların üzerine basılmaz, üzerlerine oturulmaz.
Her insanın er-geç mezara gideceği düşünülerek ibret alınır.
Mezarlıkta bağırılmaz, ağlayıp feryat edilmez, orada kurban kesilmez, şenlik yapılmaz
Bunlar mezar ziyaretinin adabındandır.
KABİR ZİYARETİ NE ZAMAN YAPILMALI?
Kabirleri haftada bir gün, bilhassa cuma ve cumartesi günleri gidip ziyaret etmek erkekler için menduptur. Salih zatların kabirleri teberrük (bereketlenmek) için ziyaret edilir.
Velev ki, uzak bir yerde bulunmuş olsun, bu hususta yolculuk yapmak (yapılması uygun görülen davranıştır) menduptur. Yaşlı kadınlar da ibret almak, bereketlenmek için kabirleri ziyaret edebilirler. Bunda bir beis (sakınca) yoktur. Bir fitne korkusu olursa caiz olmaz.
KABİR ZİYARETİNDE HANGİ DUA OKUNUR?
Kabri ziyaret eden kişi ayakta kıbleye karşı veya ölünün yüzüne karşı durarak dua etmeli, şu mealdeki duayı okumalıdır:
"Essalamü aleyküm... Ey mü'minler yurdunun sâkinleri. Bizler de inşaallah sizlere kavuşacağız. Allahü Teâlâ'dan bizim ve sizin için afiyet, ahiretle ilgili korkulardan korunma ve selamet dilerim."
Resulullah Efendimiz (Salat ve selam olsun ona) Baki' kabristanını ziyaret ettiğinde böyle selam verirlerdi.
KABİR ZİYARETİNDE KUR'ÂN OKUMAK
Kabrin yanında Kur'ân okuyacak kimsenin, mezarın kenarına oturmasında -muhtar olan kavle göre- kerahet yoktur. Kabrin kenarına oturupYâsîn Suresi'ni okumak pek sevaptır.
Bu yüzden Allahü Teâlâ'nın ölülerimize kolaylık vereceği, okuyana da ölüler sayısınca hasenat (sevap) ihsan buyuracağı İmamı Ali'den ve Hazret-i Enes'ten (radiyallahu anhüma) rivayet olunmuştur.
Kabirlerin üzerinde oda veya kubbe gibi şeylerin yapılması veya yazı yazılması İmamı Ebu Yusuf'a göre tahrimen (harama yakın) mekruhtur.
Âmmeye (Müslüman topluma) vakf edilmiş olan veya ölüleri defn için terk edilip kimseye ait bulunmayan bir kabristanda kabirler üzerine bina yapıp başkalarının definlerine yarayacak yerleri işgal etmek haramdır.
Mamafih ulemadan, sülahadan, sâdattan bulunan zatların kabirlerinin kaybolmaması için yanlarına taş konulmasında ve isimlerinin yazılmasında bir beis yoktur.
MEZAR TAŞLARINA AYET-İ KERİME YAZILMAMALIDIR
Ölenlerin eserlerinin kaybolmaması, mezellete duçar olmamaları için başları ucuna birer taş dikip isimlerinin yazılmasında bir beis görmeyenler vardır. Her hâl ü kârda bu taşlara âyet-i kerime yazılmamalıdır. Daha sonra taşların kırılarak yerlere düşmesi mümkündür.
Mâlikîlere göre kabir üzerine Kur'ân yazılması haramdır. Ölünün adıyla ölüm tarihinin yazılması da mekruhtur. Şafiîlere göre bunlara yazı yazmak mutlak olarak (kesinlikle) mekruhtur. Meğer ki, bir âlimin, bir sâlihin kabri olsun. Bu takdirde adını ve kendisini temyiz edecek vasfını yazmak menduptur. Hanbelîlere göre de kitabet (Kabir taşına yazı yazmak) tafsile tâbi olmaksızın mekruhtur.
Bir şahsı öldüğü ev içinde bir yere defn etmek mekruhtur. Çünkü böyle bir defin, Peygamberlere (aleyhimüsselam) mahsustur.
KABİRLERLE İLGİLİ VAZİFELERİMİZ
Kabirleri ve kabristanları güzelce korumak, temiz tutmak, ağaçlar ile süslemek, yaşayanlar için bir vazifedir.
KABRİSTANLIKLARIN KORUNMASI
Bir kabristan ne kadar eski ve tarihî olursa olsun ve kendisine artık ölü defn edilmese bile yine kabristan olarak korunmalıdır.
Böyle bir kabristanı satıp veya üzerine herhangi bir müessese vücuda getirip içinde bulunan ölülerin kemiklerini, topraklarını başka bir mezarlığa nakl etmek caiz görülmemektedir.
Ölülerin hakları da dirilerin hakları kadar, belki ondan daha ziyade mahfuzdur (korunmuştur).
Bu haklara riayet edilmesi insaniyet için bir vazifedir. Atalarının ve dedelerinin hukukuna riayet etmeyen bir nesil, kendi evlat ve torunlarından ne yüzle riayet bekleyebilir.
KABİRDE MEKRUH OLAN DURUMLAR
Kabirlerin yanında uyumak, çevrelerini kirletmek, yaş otlarını yolmak, ağaçlarını koparmak mekruhtur. Kabristandaki otlar ve ağaçlar yaş bulundukça bir tür hayata (cana) sahip demektir. Bunlar hal lisanıyla (kendi dilleriyle) Hak Teâla'yı tesbih ederler. Bu vesile ile orada yatan iman sahibi ölülerin rahmet-i ilahiyeye nail olacakları umulur.
MEZARA ÇİÇEK KONULUR MU?
Kabirlerin üzerine birkaç parça gül, reyhan gibi yaş çiçekler konulabilir. Fakat bu konuda israf edilmemesi, solup gidecek çiçeklere beyhude yere birçok paralar verilmesi doğru görülmez.
Özellikle başka milletleri (başka din mensuplarını) taklid niyetiyle olursa asla caiz olmaz
KABİRLERLE İLGİLİ VAZİFELERİMİZ
Kabirleri ve kabristanları güzelce korumak, temiz tutmak, ağaçlar ile süslemek, yaşayanlar için bir vazifedir.
KABRİSTANLIKLARIN KORUNMASI
Bir kabristan ne kadar eski ve tarihî olursa olsun ve kendisine artık ölü defn edilmese bile yine kabristan olarak korunmalıdır.
Böyle bir kabristanı satıp veya üzerine herhangi bir müessese vücuda getirip içinde bulunan ölülerin kemiklerini, topraklarını başka bir mezarlığa nakl etmek caiz görülmemektedir.
Ölülerin hakları da dirilerin hakları kadar, belki ondan daha ziyade mahfuzdur (korunmuştur).
Bu haklara riayet edilmesi insaniyet için bir vazifedir. Atalarının ve dedelerinin hukukuna riayet etmeyen bir nesil, kendi evlat ve torunlarından ne yüzle riayet bekleyebilir.
KABİRDE MEKRUH OLAN DURUMLAR
Kabirlerin yanında uyumak, çevrelerini kirletmek, yaş otlarını yolmak, ağaçlarını koparmak mekruhtur. Kabristandaki otlar ve ağaçlar yaş bulundukça bir tür hayata (cana) sahip demektir. Bunlar hal lisanıyla (kendi dilleriyle) Hak Teâla'yı tesbih ederler. Bu vesile ile orada yatan iman sahibi ölülerin rahmet-i ilahiyeye nail olacakları umulur.

Ziyaretçi mezarlığa varınca yüzünü mezarlara döndürerek Peygamberimizin buyurduğu gibi şöyle selam verir.
HADİS:''Ey müminler diyarının ahalisi sizlere selam olsun. yakında bizde sizlere katılacağız. Allahtan size ve bize af dilerim.(müslim. cenaiz.104, ibni mace cenaiz.36)
HADİS: Resulullah bir defasında Medine mezarlığına uğradı ve onlardan tarafa dönerek şöyle dedi. Ey kabirler ahalisi size selam olsun Allah sizi ve bizi mağfiret etsin. Sizler bizden önce gittiniz. Bizde sizin ardınızdan geleceğiz.(tirmizi. cenaiz.59)
HADİS. Kişi kabrin başından geçerken selam verirse ölüler selamını alır. O nedenle kabristandan geçerken mutlaka selam vermelidir. Esselamün aleyküm ey ehli kubur diye selam vermelidir.(gazali ihya.4-ziyaretül kubur.)
HADİS: Kabir ziyareti esnasında mezarda namaz kılınmaz.. Kabirler asla mescit yapılmaz, kabre karşı namaz kılınmaz, kabirlere mum dikilmez.(müslim.cenaiz.98)
Boş yere para harcandığı için yada kabirlere tazim için buralarda mum yakılmasını Hz Peygamber yasaklamıştır.
Kabrin üzerine oturmayı ve kabire basmayı da yasaklamıştır. İşte
HADİS: ''Kabrin üzerine oturmak ve mezarları çiğnemek mekruhtur.(müslim.cenaiz.33-tirmizi.cenaiz.56)
HADİS: Kabirde ziyaretle bağdaşmayan edep dışı ve boş söz söylemekten kibirlenip çalım satarak yürümekten sakınmak ve mütevazi bir durumda bulunmak gerekir.(tirmizi. cenaiz.46)
Kabristanın yaş ot ve ağaçlarını kesmek mekruhtur.
Kabir yanında kurban kesmek Allah için kesilse bile mekruhtur. Hele ölü için kesmek kesinlikle haramdır şirktir. Çünkü kurban kesmek ibadettir. ibadet ise yalnız Allaha mahsustur.
Kabirler Kabe tavaf eder gibi dolaşarak tavaf edilmez.
Ölülerden yardım istemek ve bunun için mezar taşlarına bez mendil ve paçavra bağlamak kişiye yarar sağlamadığı gibi şirktir.
Bazı kabir ve türbelerin hastalıklara şifalı geldiğine inanmak ve bunların ağaç ve toprağını kutsal saymak. İslam’ın tevhit inancı ile bağdaşmaz, şirktir.
Diri veya ölü kimseleri Allahtan bir şey istemek için aracı kılmak şirktir. buna tevessül denir, şirktir. TEVESSÜL: Vesile sayma, sarılma, sebep olma, gibi manalara gelen tevessül hedeflenen ve arzu edilen şeye ulaşmak için bir şeyi vasıta edinmek demektir. Kuran-ı kerimde ayette geçen vesile kelimesi Allaha yaklaşma vasıtası anlamında; onun vereceği sevaba kavuşturucu ve onun katında yakınlık kazandırıcı hususları ifade eder. Bunlar iyilikte ve taatte bulunmak, kötülükleri terk ile isyan hallerinden kaçınmaktır.
AYET:(Maide.35)”Ey iman edenler Allahtan korkup sakının ve ona vesile arayın, onun yolunda cihat edin, umulur ki kurtuluşa erersiniz.”
Bu ayet emir uslubu ile müminleri kendilerini Allah’ın rıza ve yakınlığına kavuşturacak hususlarda sürekli bir arayışa teşvik etmekte bu yolda fırsatları kaçırmamaya ve çareler bulup onları değerlendirmeye sevk etmektedir.
İşte tevessül kelimesinin Kurandaki kavramı ve anlamı budur. Ancak aynı kelimeyi daha sonraları Kurandaki kavramıyla hiç ilgisi olmayan bir anlam yüklenmiştir. Tasavvuf kültürünün eseri olan bu yakıştırma anlama göre tevessül bir dileğin kabulu veya musibetin defi için ermişlerin türbelerini ziyaret etmek onların ruhlarından ve yatırlardan medet ummak bu maksatla onlardan dua istemek manası yüklenmiştir. Yani dualarına onları vasıta kılmak hatta onları vasıta kılmayı dua etmenin şartı haline getirmişlerdir. Halbuki Kuranda yer alan vesilenin anlamı bu değildir. Ona yaklaşmak için güzel amel işleyin ve cihat edin güzel ameliniz ve cihadınız sizi ona yaklaştıracaktır. Bunun böyle olduğunu şu hadisten anlıyoruz.

KABİR ZİYARETİNİN FAYDALARI
a) İnsana ölümü ve ahireti hatırlatır ve ahireti için ibret almayı sağlar (Müslim, Cenâiz, 108; Tirmizî, Cenâiz, 59; İbn Mâce, Cenâiz, 47-48; Ahmed b. Hanbel, Müsned, I/145).
b) İnsanı zühd ve takvaya yöneltir. Aşırı dünya hırsını ve haram işlemeyi engeller. Kişiyi iyilik yapmaya yöneltir(İbn Mâce, Cenâiz, 47).
c) Salih kişilerin kabirlerini, özellikle Hz. Peygamber (asm)’in kabrini ziyaret, ruhlara ferahlık sağlar ve yüce duyguların oluşmasına yardım eder. Hz. Peygamber’in ve Allah’ın veli kullarının kabirlerini ziyaret için yolculuğa çıkmak menduptur. Bir hadis-i şerifte şöyle buyurulmuştur:
HADİS: “Kim, beni öldükten sonra ziyaret ederse, sanki hayatımda iken ziyaret etmiş gibi olur.”(Mansur Ali Nasif, et- Tâc, el-Câmiu’l-Usûl, II/190).
d) Ziyaret; insanın geçmişi, dinî kültürü ve tarihi ile bağlarının güçlenmesine yardımcı olur.
KABİR ZİYARETİNİN ÖLÜYE FAYDASI
Özellikle anne, baba diğer akraba ve dostların kabirleri, ruhları için Allah’a dua ve istiğfar etmek amacıyla ziyaret edilir. Ölüler adına yapılan hayır ve hasenâtın sevabının onlara ulaşacağı sahih hadis ve icmâ delili ile sabittir. Ölüler ziyaret edilirken, onların ruhları için Allah’a dua edilir, Kur’an okunur, yapılan iyiliklerin sevabı bağışlanır.
Kabre ağaç dikmek sevabtır. Dikilen ağaç ve bitkinin ölünün ruhundan azabın hafifletilmesine sebep olacağına dair hadisler vardır. Hristiyanların yaptığı gibi kabre çelenk götürmek mekruhtur.
Dua ve istiğfarın ölülerin ruhları için faydalı olacağına şu ayet-i kerime de delâlet eder:
AYET: “Ey Rabbimiz, bizi ve iman ile bizden önce geçmiş olanları yarlığa. İman etmiş olanlar için kalbimizde bir kin bırakma” (Haşr, 59/10).
Bu konuda varid olan pek çok hadis vardır (Ahmed b. Hanbel, Müsned, II/509; VI/252; İbn Mâce, Edeb)
ÖLÜLER KENDİLERİNİ ZİYARET EDENLERDEN HABERDAR OLURMU?
Ölüler kendilerini ziyaret edenlerden haberdar olurlar mı?
Bedir savaşında harbin sonunda Kureyş’den ölenler bir kuyuya dolduruldu. Allah Resulü onlara hitap ederek:
HADİS: “Ey filan oğlu filan ve falan oğlu falan! Allah ve Resulünün size vaad ettiklerini gerçek buldunuz mu? Ben Allah’ın bana vaad ettiğini gerçek buldum.” dedi. Hz. Ömer:
“Ey Allah’ın Resulü! Ruhsuz cesetlere nasıl hitab ediyorsunuz?” diye sorunca Peygamberimiz:
HADİS: “Benim söylediklerimi siz onlardan daha iyi duyamazsınız. Şu kadar var ki, onlar cevap veremezler.” (Müslim, Cennet, 76, 77) buyurdu.
Peygamber Efendimiz (asm) bir kabrin yanından geçerken yanındakilere
HADİS: “Selam size ey müminler yurdunun sakinleri!” diyerek selam vermelerini emir buyurmuşlardır. (Müslim, Cenaiz, 102; Ebu Davud, Cenaiz, 79; Nesâî, Taharet, 109; İbn Mace, Cenaiz, 36, Zühd, 36; Muvatta’, Taharet, 28)
HADİS: Selam anlayana verileceğine göre, ölüler kendilerini ziyaret edenleri tanıyorlar demektir. Müdakkik alimlerden birisi olarak tanınan İbn Kayyım el-Cevziyye de ölülerin özellikle cuma ve cumartesi günleri ziyaret edip dua edenlerden ve çocuklarının güzel davranışlarından duydukları sevinci nakleder. (İbn Kayyım el-Cevziyye, Kitâbu’r-Ruh, 10)
KABİR BAŞINDA KURAN OKUMAK SÜNNETTİR
Kişi kabrin başında kolayına gelen Kur’an ayetlerinden okur. Kabirde Kur’an okunması sünnettir. Çünkü Kur’an okumanın sevabı orada olanlara ulaşır. Ölü de hazır olan gibidir. Onun hakkında da Allah’ın rahmeti umulur. Kur’an okumanın peşinden kabulünü umarak ölüye dua edilir. Çünkü dua ölüye fayda verir. Kıraatin peşinden yapılan dua kabul olunmaya daha yakındır. (Vehbe Zühayli, İslam Fıkhı Ansiklopedisi, III/91-92)
Kabri ziyaret eden kimsenin Yâsin suresini okuması müstehaptır. Çünkü Hz. Enes’ten rivayet edildiğine göre, Resulullah (asm) şöyle buyurmuştur:
HADİS: “Her kim kabristana girer de Yâsin’i okur ve sevabını ölülere bağışlarsa, o gün Allah Teâlâ onların azabını hafifletir. Kendisinin de bu kabristandaki ölüler sayısınca sevabı olur.”
Yine Hz. Peygamber (asm) şöyle buyurmuştur:
HADİS: “Ölülerinize Yâsin suresini okuyun.” (İbn Mace, Sünen, Cenaiz, 24; Ebu Davud, Sünen, Cenaiz, 4)
Bir kısım Hanefîler, bu hadise dayanarak “Kişi amelinin sevabını bir başkasına bağışlayabilir, ameli -kıraat, namaz, oruç, sadaka veya hac- hangi çeşitten olursa olsun fark etmez.” (İbrahim CANAN, Kütüb-i Sitte Muhtasarı, Akçağ, 15/239) diye hükmetmişlerdir.
HADİS: Kabir ziyareti yapılırken ölünün yüzüne doğru dönülerek selam verilmeli ve dua edilmelidir. Bu esnada kabri öpmekten, yüzünü gözünü sürmekten ve etrafında dönmek (tavaf) den sakınılmalıdır. Çünkü bu gibi davranışlar bid’attır ve dinde yeri yoktur.(Gazali, İhya, 1/473; İbn Kudâme, el-Muğnî, 2/422; Şevkânî, Neylü’l-Evtâr, IV/117-120; Şeyh Ali Mahfuz, el-İbdâ, 192; Seyyid Sabık, Fıkhu’s-Sünne, 1/566; İbn Kayyım el-Cevziyye, Zâdu’l-Meâd, 1/146.)
ÖLÜYE KUR’AN OKUNABİLİR Mİ?
Kur’an-ı Kerim’in sadece bir ciheti yoktur. Bediüzzaman Hazretlerinin ifadesiyle,
“İnsana hem bir kitab-ı şeriat, hem bir kitab-ı dua, hem bir kitab-ı zikir, hem bir kitab-ı fikir, hem bütün insanın bütün hacatı maneviyesine merci olacak çok kitapları tazammun eden tek, cami bir kitab-ı mukaddestir.” (Sözler, s.340)
Yani Kur’an-ı Mübin hayatımızı tanzim eder. Allah’a olan mesuliyetlerimizi gösterir, dünyaya geliş gayemizi, neler yapmamızı, nasıl ibadet edeceğimizi öğretir ve her şeyin hikmet ve mahiyetini anlatır. Hülasa Kur’an-ı Kerim bir zikir, fikir, dua ve davet kitabıdır.
Kur’ân-ı Kerim’in tesir sahası sadece dünya ile sınırlı değildir. Onun mü’min ruhlara verdiği feyiz hayatta iken kalmaz, aynı şekilde kabir âleminde de devam eder, orada iken de ruhlarımızı şenlendirir, kabrimizde nur ve ışık olur.
Geçmişlerimizin ruhuna Kur’ân’dan nelerin okunması gerektiği hususunda Peygamberimiz (asm.) şu tavsiyelerde bulunur:
HADİS: “Yasin, Kur’ân’ın kalbidir. Onu bir kimse okur ve Allah’tan âhiret saadeti dilerse, Allah onu mağfiret buyurur. Yâsin’i ölülerinizin üzerine okuyunuz.” (Müsned, V/26)
Bunun ölü üzerine okunması tartışılmıştır. Ancak Şevkânî, birbirini takviye eden rivayetleri göz önünde bulundurarak bunun caiz ve faydalı olduğu kanaatindedir. (Azîmâbâdî, Avnu’l-Ma’bûd, III/160; Şevkânî, Neylü’l-Evtâr, IV/21; İbn Âbidin, Reddü’l-Muhtâr, 1/626; Seyyid Sabık, Fıkhu’s-Sünne, 1/502, Beyrut, 1969.)
Bu hadis-i şerif, Yasin Sûresinin hem ölüm döşeğinde olan hastaya okunmasına, hem de ölmüş mü’minlerin ruhuna bağışlanmak üzere okunabileceğine işaret etmektedir.
Hz. Ebû Bekir’in (r.a.) rivayet ettiği şu hadis-i şerif de meseleyi açıklığa kavuşturmaktadır:
HADİS: “Kim babasının veya anasının veya bunlardan birisinin kabrini cuma günü ziyaret ederek orada Yasin Sûresini okursa, Allah kabir sahibini bağışlar.” (Elmalılı, Hak Dini, Yasin Suresinin başı; Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: IV/273-274)
İslâm âlimleri, ölünün ruhuna Kur’ân okunduğu zaman peşinden bir dua ile ruhlarına bağışlanmasını tavsiye etmişler, Sahabiler de bu şekilde yapmışlardır. İmam-ı Beyhakî’nin bir rivayetinde, Abdullah bin Ömer’in ölülerin ruhuna Bakara Sûresinden okunabileceğini tavsiye ettiği anlatılmaktadır. (Beyhaki, IV56)
Bir Fâtiha’nın veya okunan bir Yâsin’in bütün ölülerin ruhuna aynı şekilde hiç eksilmeden nasıl ulaştığını da Bedüzzaman’dan bir nakille öğrenelim:
Fâtır-ı Hakim nasıl ki, unsur-u havayı; kelimelerin, berk (şimşek) gibi intişarlarına ve tekessürlerine (yayılma ve çoğalmalarına) bir mezraa (tarla) ve bir vasıta yapmış ve radyo vasıtasıyla bir minarede okunan ezan-ı Muhammedi (a.s.m.) umum yerlerde ve umum insanlara aynı anda yetiştirmek gibi; öyle de okunan bir Fatiha dahi, meselâ, umum ehl-i imanın emvâtına (ölülerine) aynı anda yetiştirmek için hadsiz kudret ve nihayetsiz hikmetiyle manevî âlemde, mânevî havada çok manevî elektrikleri, manevî radyoları sermiş, serpmiş; fıtri telsiz telefonlarda istihdam ediyor, çalıştırıyor.”
“Hem nasıl ki, bir lamba yansa, mukabilindeki binler aynaya, her birine tam bir lâmba olur. Aynen öyle de, Yâsin-i Şerif okunsa, milyonlar ruhlara hediye edilse, her birine tam bir Yâsin-i Şerif düşer. (Şualar, s.576)
Zaten kabirdeki yakınlarımız devamlı surette bizden yardım beklemektedir. Bizden gelecek bir dua, bir Fatiha, bir İhlâsla nefes alabileceklerini bilmektedir. Çünkü kabir o kadar çetin şartlarla iç içedir ki, en küçük bir mânevî yardım dahi onun ruhunu serinletecektir. Bir hadiste Peygamber Efendimiz (asm) şöyle buyururlar:
HADİS: “Ölen kimse kabrinin içinde boğulmak üzere olup da imdat isteyen kimse gibidir. Babasından yahut kardeşinden veya dostundan kendisine ulaşacak duayı beklemektedir. Nihayet dua kendisine ulaştığında, bu duanın sevabı ona dünya ve dünyada bulunan her şeyden daha kıymetli olur. Muhakkak ki, hayatta olanların ölüler için hediyeleri dua ve istiğfardır.” (Mişkatü’l- Mesabih)

Kabir Hayatı
1. Ayet:
(Âl-i İmrân Suresi 169. Ayet)"Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanmayın. Aksine onlar, Rableri katında diridirler, rızıklanmaktadırlar. Allah’ın kendi fazlından onlara verdikleriyle sevinç içindedirler. Onlar arkalarından henüz ulaşmayanlara müjdelemeyi isterler ki onlara hiçbir korku yoktur, mahzun da olacak değillerdir." [7] Bu ayetin bir benzeri de Bakara: 154’te zikredilmiştir.
2. Ayet:( Yasin: 26-27)(Âl-i Yasin’in mümini Habib-i Neccar zalimlerin eliyle şehadete eriştiğinde Allah tarafından) Ona: "Cennete gir" denildi. O da: "Keşke benim kavmim de bilseydi" dedi. "Rabbimin beni bağışladığını ve ağırlananlardan kıldığını." [8]
3. Ayet:(Mü’minun: 46) "Ateş; sabah-akşam, ona sunulurlar. Kıyamet saatinin kopacağı gün; Firavun'un etrafındakileri, azabın en şiddetli olanına sokun, (denecek)." [9] Firavunun sunulduğu sabah ve akşam azabı, onların berzah azabıdır. Nuh: 25’de ve Mümin: 11’de de berzah âlemi söz konusu edilmiştir.
4. Ayet: (Münafikûn: 10)"Sizden birinize ölüm gelip de: 'Rabbim, beni yakın bir süreye (ecele) kadar geciktirsen, ben de böylece sadaka versem ve salihlerden olsam' demezden önce, size rızk olarak verdiklerimizden infak edin." [10] Bu ayette de kıyametten önce ve ölümden sonraki âleme, yani berzah âlemine işaret edilmiştir. Günahkârlar, (bu dünyaya) dönüp telafi etmeyi temenni ederler. Onlara cevap olarak, dönüşün olamayacağı bildirilmektedir. Bu ayetin devamında ve Müminun: 100. ayetinde de bu cevap zikredilmiştir. Çok sayıdaki bu ayetlere ilave olarak; Kur'ân-ı Kerim'de ölüm hakkında “teveffi” (yani ruhun alınması ve tutulması, ölüm değil) tabiri olarak kullanmıştır. Örnek olarak Zümer Sûresi 42. ayette şöyle geçer: "Allah canları ölüm anında alır." Bu tabir de cismin ölümünden sonra insan ruhunun canlı oluşunu beyan etmektedir.
5. Ayet:( Nuh: 25)"Bunlar (Nuh’un (a.s) günahkâr kavmi), hataları dolayısıyla suda boğuldular. Sonra ateşe sokuldular. O vakit Allah’ın dışında hiçbir yardımcı bulamadılar." [11] Bu ayetten de anlaşıldığı gibi Nuh’un (a.s) günahkâr kavmi, boğulduktan hemen sonra aralıksız cehennem ateşine girmişlerdir. Açıktır ki henüz kıyamet gününün cehennemi oluşmamıştır. Buna göre bu cehennemden maksat, berzah âleminin cehennemidir.Berzah alemindekilerin de kendilerine göre bir hayatı vardır, lezzetleri, elemleri, ferah ve sevinçleri hisseder. Fakat henüz madde aleminde bulunanlar, ruhun bedenden sonraki hayatını ve orada kişinin neler hissettiğini, nelerle karşılaşacağını normal duyularıyla hissedip bilemez. Bu hususu, ancak ilahi gerçeklere vakıf olan Peygambermiz (asm)'den öğreniriz. Mümin ruhların berzah aleminde birbirleriyle görüştüklerini Peygamberimizin (asm) hadislerinden anlamaktayız. Ayrıca ölülerin hayattakilerden haber aldıkları ve kabirlerinin başına giden kimseleri gördükleri yine rivayetlerde vardır. Onlar için yapılan dua ve manevi hediyelerin kimlerden geldiğini bilebilirler. Mümin ruhlar nimet içinde oldukları için ve ruhları serbest oldukları için serbest dolaşabilirler. Ancak kafirlerin ruhları ve günahları fazla olan müminlerin ruhları azabla meşguldurlar. "Berzah alemindeki yaşayış nasıldır?" sorusunun cevabında Şah Veliyyullah ed-Dehlevî şöyle der:
"Bu âlemde insanların (yani ruhlarının) sayılamayacak kadar çok tabakaları vardır. Fakat bu tabakalar başlıca dört sınıftır.
Birincisi uyanıklık (yakaza) ehli olanlar ki, iyiliklerinden ve kötülüklerinden dolayı iyilik veya azap görecek olan ruhlardır.
İkincisi ise tabiî uyku halinde olup rüya gören, rüya ile ferahlandırılan veya azaplandırılan ruhlardır. Üçüncüsü behîmî (hayvanî) ve melekî yönleri zayıf olanlardır.
Bunlardan başka bir de fazilet ehli iyi ruhlar vardır ki (dördüncü sınıf olsa gerek) bunlar meleklere karışır, melekî bir hayat sürerler." (Huccetullahi'l-Bâliğa, Kahire 1355, I/34-36). Nesefi'nin "Bahrü'l-Kelâm"ında şöyle denilmiştir:
"Ruhlar dört guruptur:
1-)Peygamberlerin ruhları ki, cesedinden çıkar, misk ve kâfur gibi güzel kokulu cesedinin şekline girer. Cennette olur. Yer içer fayda­lanır, geceleyin de Arşa asılı kandillerin içinde barınır.
2-)Şehidlerin ruhları ki, cesedlerinden çıkar, cennette yeşil kuşlar içinde olurlar, yer, içer, faydalanır ve geceleyin Arşa asılı kandiller­in içinde olur.
3-)Müminlerden ehl-i itaat olan ruhlar ki, cennet etrafında olurlar. Yemez, içmez, faydalanmazlar, fakat cennete bakmakla istifa­de ederler. Müminlerden ehl-i isyan ruhları ise gökte ve yerde, havada olur­lar. 4-) Kâfirlerin ruhları ise onlar, Siccinde yerin yedinci katının dibinde siyah kuşlar içindedirler. Cesedleriyle ilişkileri vardır. Güneş gökte iken ışığı yerde olduğu gibi...
KABİR HAYATI İLE İLGİLİ AYETLER
Âlem-i berzah” adı verilen kabir âlemi; ölüm ile kıyamet günü arasındaki zamandır, Dünya ile Ahiret arasında bulunan intikal âlemidir. Ölümle cesetten alâkasını kesen ruh, berzah âlemine geçer. İnsanın ruhu orada ameline göre rahat bir hayat yaşar. Veya azap görür.
Kabirdeki bu yaşayış insanın dünyadan alâkasını kestiği andan itibaren başlar. Kabir hayatı haktır. İşte ayetler.
AYET:(Müminun-100)’’ Ta ki boşa geçirdiğim dünyada iyi iş (ve hareketler) yapayım. Hayır! Bu onun ağzından çıkan (boş) bir laftan ibarettir. Onların gerisinde ise, yeniden dirilecekleri güne kadar (süren) bir berzah vardır.’’
AYET:(Secde-21)’’ En büyük azaptan önce,(mahşer) onlara mutlaka en yakın azaptan(kabir) tattıracağız; olur ki (imana) dönerler.’’
AYET:( Meryem- 66, 67)’’ “İnsan diyor ki: ‘Öldüğüm zaman gerçekten diri olarak (kabrimden) çıkarılacak mıyım?’ İnsan düşünmez mi ki, daha önce o hiçbir şey olmadığı halde biz kendisini yaratmışızdır?”
AYET: (Bakara 28)’’Allah’ı nasıl inkâr edersiniz ki, ölü idiniz sizleri diriltti. Sonra sizleri yine öldürecek, sonra yine diriltecek, sonra da döndürülüp ona götürüleceksiniz.’’
AYET:(Rum - 19)’’ Ölüden diriyi, diriden de ölüyü O çıkarıyor; yeryüzünü ölümünün ardından O canlandırıyor İşte siz de (kabirlerinizden) böyle çıkarılacaksınız’’
AYET: (Kamer – 7)’’ Sanki etrafa yayılmış çekirge sürüsü gibi bakışları perişan (utançtan yere bakar) bir halde kabirlerden çıkarlar’’
AYET: (Taha – 124)’’ Kim de beni anmaktan yüz çevirirse şüphesiz onun sıkıntılı bir hayatı olacak ve biz onu, kıyamet günü kör olarak haşredeceğiz.’’
AYET:( Yasin – 51’’ Nihayet Sûr'a üfürülecek Bir de bakarsın ki onlar kabirlerinden kalkıp koşarak Rablerine giderler’’
AYET:(Bakara-28)’’ Ölü idiniz sizleri diriltti, sonra öldürecek sonra tekrar diriltecek ve sonunda O'na döneceksiniz; öyleyken Allah'ı nasıl inkar edersiniz?’’
AYET:(Mümin-11)’’ Onlar: Rabbimiz, bizi iki defa öldürdün, iki defa dirilttin. Biz de günahlarımızı itiraf ettik. Bir daha (bu ateşten) çıkmaya yol var mıdır? derler.’’
AYET: Mümin-46)’’ Onlar, sabah akşam ateşe sunulurlar. Kıyamet çattığı gün, 'Firavun'un adamlarını azabın en ağırına sokun'denir.’’
AYET:( En’am – 98)’’ O, sizi bir tek nefisten (Âdem'den) yaratandır (Sizin için) bir kalma yeri, bir de emanet olarak konulacağınız yer vardır Anlayan bir toplum için âyetleri ayrıntılı bir şekilde açıkladık’’

BERZAH ALEMİ: Berzah set, engel, perde demektir. Dini anlamı ise ölümden sonra ruhun bedenden ayrılması yani kabir alemidir. Bu husus Kuran-ı kerimde şöyle geçer.
AYET: (müminun.100)''Nihayet onlara ölüm gelip çatınca tekrar tekrar şöyle diyecekler. Rabbim beni dünyaya geri gönder. Taki ben zayi ettiğim ömür mukabilinde iyi amel ve harekette bulunayım. Hayır onun söylediği bu söz. Hakikatte boş laftan ibarettir. Önlerinde ise dirilip kaldırılacakları güne kadar (dönmelerine mani ) bir engel(berzah) vardır.''
Bu ayetten anlamaktayız ki ruhlar ölmemekte cesedin ölümünden sonra berzah denilen bir alemde yaşamaktadırlar.
HADİS: Peygamberimiz(sav) buyurdu ki: Kabirdeki soru ve cevaptan sonra Salih amel işlemiş olanlara şöyle denilecektir. Gelinler gibi uyuyun Gelin çok sevdikçe rahat uyur. Alla(cc) onları bu uykudan uyandırıncaya kadar gelinler gibi mışıl mışıl derin bir uykuyla uyurlar rahat ve huzurlu olarak (tirmizi.cenaiz 70)
Bu delillerden de anlaşılıyor ki berzahtaki yaşayışta ruh bedenden ayrıdır. Bilindiği gibi ruhlar birer emri ilahidir. Asıl mahiyetleri insanlar tarafından pek bilinmez. İnsan ölünce ruhu başka bir aleme gider. Orada ameline göre ya rahat yaşar. Ya da azap görür. O aleme alemi berzah denilir ki Dünya ile Kıyamet sonrasından başka bir alemdir. Yaşayışla uyku arasındaki uyku alemi nasılsa dünya ile ahiret arasındaki berzah alemi de aynıdır.
BU KADAR AYET OLDUĞU HALDE KABİR HAYATINI İNKAR EDENLER HALA BEN AKILLIYIM HELE HELE MÜSLÜMANIM NASIL DİYOR ANLAMAK MÜMKÜN DEĞİL
KABİR:(MEZAR)
Mezar, ölen kimsenin gömüldüğü yer, çoğulu kuburdur. İnsan ruh ve bedenden meydana gelen bir canlıdır. Ruhun yaratılışı bedenden öncedir. Buna göre insan hayatının devrelerini dörde ayırabiliriz.
İNSAN HAYATININ DEVRELERİ DÖRDE AYRILIR
1-) RUH DEVRESİ: Ruhların toplu yaratılmasından bedenine ruhun geçmesine kadar olan devredir. Allah(cc) ruhları toplu olarak yarattığı zaman ruhlara kendi varlığı ve birliğini şahit yapmıştır. İşte AYET: t(araf.172)''Hani Rabbin Ademoğullarından onların sulplerinden zürriyetlerini çıkarıp kendilerini nefislerine şahit tutmuş ben sizin rabbiniz değil miyim? Demişti, onlarda evet rabbimizsin şahit olduk demişlerdi. İşte bu şahitlendirme Kıyamet günü bizim bundan haberimiz yoktu. dememeniz içindir.''
Sayın okurlarım daha öncede değindiğimiz gibi kıyamet gününde bir şahitte işte ruhlar alemi yaratıldığında verdiğimiz söz bize şahitlik edecektir.
Sayın okurlarım bu ayetten anlıyoruz ki yaratılan bütün ruhlar . Allah’ın varlığını ve birliğini ta galu belada yani ruhlar toplu yaratıldığı zaman kabul etmişlerdir.
Dolayısıyla doğan her çocuk islam üzere doğar ve ergenlik çağına gelinceye kadar İslam, Müslüman olduğu kabul edilir. Mesela bir şekilde yalnız başına İslam topraklarında ölen bir çocuk geldiği toplumdaki insanların dini ne olursa olsun ister hiristiyan, ister yahudi, ister ateist olsun. Geldiği toplumun inancı ne olursa olsun islam diyarında ve tek başına ölen çocuk Müslüman sayılır ve Müslüman çocuk gibi gömülür. Çünki bu çocuğun ruhu yaratıldığında iman etmiştir.
Ergenliğe erdiğinde bulunduğu toplumun dinini benimseyecektir.
Dolayısıyla halen ruhunun verdiği söz geçerlidir. Ve gerçekte de çocukların inanca karşı büyük bir merak ve ilgisi vardır.
İşte bunu bilen Türkiye’de ki İslam düşmanı uzantılar çocukların ergenlik çağına gelmeden dini bilgi almalarını engellemektedirler. Çok iyi biliyorlar ki çocuk ergenliğe erdiğinde nefsinin, şehvetinin ve şeytanın peşinden koşar. Ergenlikten önce öğrendikleri ve inandıkları ile kalır.
Çocukluğun da dinini öğrenmediyse ergenlikten sonra dinini sevmesi ve benimsemesi hemen hemen imkansızdır. İşte bizdeki laikliği ateistlik olarak algılayıp toplumu ateist yapmak isteyen İslam düşmanları var güçleri ile çalışmaktadırlar. Ama unuttukları bir şey var. onların planları varsa Allah’ın da planı var ve daima Allah’ın planı onların planlarını bozacaktır. Bakınız
AYET: (aliimran. 54)
.وَمَكَرُوا وَمَكَرَ اللّٰهُۜ وَاللّٰهُ خَيْرُ الْمَاكِر۪ينَ۟
Onlar tuzak kurdular. Allah da tuzak kurdu. Allah, tuzak kuranların en hayırlısıdır.
Kıyametin kopması ile başlar sonsuz olarak devam eder. Kabir hayatı bir bakıma ahiretin giriş kapısıdır.
Ölen kimse ister kabre defnedilsin, ister yırtıcı hayvanlarca parçalansın, ister ateşte yakılsın, ister külleri denize atılsın, ister denizde kaybolsun ne şekilde ölürse ölsün o kişinin kabir hayatı başlamıştır. Ona Münker ve Nekir melekleri sorgu ve suale tutacaktır.
Bu sorgudan muaf yalnızca peygamberler ve çocuklardır. Kafirlerin ölen çocukları da Müslüman çocukları gibidir. Yani onlara da sorgu sual yoktur.
Kafirlere ve günahkar müminlere kabir azabı vardır.
Kabir imanlı ve Salih amel sahipleri için cennet bahçelerinden bir bahçe kafirler için cehennem çukurlarından bir çukurdur.
Salih amel sahipleri kabirde büyük bir rahat içinde iken Kafirler büyük bir azap içindedirler.
Kabir hazırlanırken şu hususlara dikkat edilmelidir.
Kabir bir adam boyu olmalı en az göğüs hizasını geçecek kadar derinlikte olmalıdır.
Toprak sert ise kabrin kıble tarafına bir oyuk açılır.
Eğer toprak yumuşak ise ortaya bir çukur açmalıdır.
Kabrin yerden bir iki karış yüksekte olması ve deve hörgücü gibi olması gerekir.
Kabrin baş tarafına bir taş konması gerekir. Ölünün isminin yazılmasında bir mahzur yoktur. Ancak kabrin üzerine bina inşa ederek orada ibadet edilmesi kesinlikle yasaklanmıştır.
HADİS: Hz Aişe Resulullah’ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir. ” Allah (cc) Hiristiyan ve Yahudilere lanet etsin onlar Peygamberlerinin kabirlerini mabet edindiler. Sakın benim kabrimi bu hale getirmeyin. (Buhari. cenaiz.916)
Kabri derince ve uygun genişlikte yapmak farzı kifayedir. Ölü kabirde yüzü kıbleye gelmek şartıyla sağ yanı üzerine yatırılır. Sonra kefenin düğümleri çözülür. Kabrin tahtası dizildikten sonra üstü örtülür. Toprağın üzerine toprak pekişsin diye su dökmek menduptur.

Kabir Hayatı 1. Ayet: "Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanmayın. Aksine onlar, Rableri katında diridirler, rızıklanmaktadırlar. Allah’ın kendi fazlından onlara verdikleriyle sevinç içindedirler. Onlar arkalarından henüz ulaşmayanlara müjdelemeyi isterler ki onlara hiçbir korku yoktur, mahzun da olacak değillerdir." [7] Bu ayetin bir benzeri de Bakara: 154’te zikredilmiştir. 2. Ayet: (Âl-i Yasin’in mümini Habib-i Neccar zalimlerin eliyle şehadete eriştiğinde Allah tarafından) Ona: "Cennete gir" denildi. O da: "Keşke benim kavmim de bilseydi" dedi. "Rabbimin beni bağışladığını ve ağırlananlardan kıldığını." [8] 3. Ayet: "Ateş; sabah-akşam, ona sunulurlar. Kıyamet saatinin kopacağı gün; Firavun'un etrafındakileri, azabın en şiddetli olanına sokun, (denecek)." [9] Firavunun sunulduğu sabah ve akşam azabı, onların berzah azabıdır. Nuh: 25’de ve Mümin: 11’de de berzah âlemi söz konusu edilmiştir. 4. Ayet: "Sizden birinize ölüm gelip de: 'Rabbim, beni yakın bir süreye (ecele) kadar geciktirsen, ben de böylece sadaka versem ve salihlerden olsam' demezden önce, size rızk olarak verdiklerimizden infak edin." [10] Bu ayette de kıyametten önce ve ölümden sonraki âleme, yani berzah âlemine işaret edilmiştir. Günahkârlar, (bu dünyaya) dönüp telafi etmeyi temenni ederler. Onlara cevap olarak, dönüşün olamayacağı bildirilmektedir. Bu ayetin devamında ve Müminun: 100. ayetinde de bu cevap zikredilmiştir. Çok sayıdaki bu ayetlere ilave olarak; Kur'ân-ı Kerim'de ölüm hakkında “teveffi” (yani ruhun alınması ve tutulması, ölüm değil) tabiri olarak kullanmıştır. Örnek olarak Zümer Sûresi 42. ayette şöyle geçer: "Allah canları ölüm anında alır." Bu tabir de cismin ölümünden sonra insan ruhunun canlı oluşunu beyan etmektedir. 5. Ayet: "Bunlar (Nuh’un (a.s) günahkâr kavmi), hataları dolayısıyla suda boğuldular. Sonra ateşe sokuldular. O vakit Allah’ın dışında hiçbir yardımcı bulamadılar." [11] Bu ayetten de anlaşıldığı gibi Nuh’un (a.s) günahkâr kavmi, boğulduktan hemen sonra aralıksız cehennem ateşine girmişlerdir. Açıktır ki henüz kıyamet gününün cehennemi oluşmamıştır. Buna göre bu cehennemden maksat, berzah âleminin cehennemidir.Berzah alemindekilerin de kendilerine göre bir hayatı vardır, lezzetleri, elemleri, ferah ve sevinçleri hisseder. Fakat henüz madde aleminde bulunanlar, ruhun bedenden sonraki hayatını ve orada kişinin neler hissettiğini, nelerle karşılaşacağını normal duyularıyla hissedip bilemez. Bu hususu, ancak ilahi gerçeklere vakıf olan Peygambermiz (asm)'den öğreniriz. Mümin ruhların berzah aleminde birbirleriyle görüştüklerini Peygamberimizin (asm) hadislerinden anlamaktayız. Ayrıca ölülerin hayattakilerden haber aldıkları ve kabirlerinin başına giden kimseleri gördükleri yine rivayetlerde vardır. Onlar için yapılan dua ve manevi hediyelerin kimlerden geldiğini bilebilirler. Mümin ruhlar nimet içinde oldukları için ve ruhları serbest oldukları için serbest dolaşabilirler. Ancak kafirlerin ruhları ve günahları fazla olan müminlerin ruhları azabla meşguldurlar. "Berzah alemindeki yaşayış nasıldır?" sorusunun cevabında Şah Veliyyullah ed-Dehlevî şöyle der: "Bu âlemde insanların (yani ruhlarının) sayılamayacak kadar çok tabakaları vardır. Fakat bu tabakalar başlıca dört sınıftır. Birincisi uyanıklık (yakaza) ehli olanlar ki, iyiliklerinden ve kötülüklerinden dolayı iyilik veya azap görecek olan ruhlardır. İkincisi ise tabiî uyku halinde olup rüya gören, rüya ile ferahlandırılan veya azaplandırılan ruhlardır. Üçüncüsü behîmî (hayvanî) ve melekî yönleri zayıf olanlardır. Bunlardan başka bir de fazilet ehli iyi ruhlar vardır ki (dördüncü sınıf olsa gerek) bunlar meleklere karışır, melekî bir hayat sürerler." (Huccetullahi'l-Bâliğa, Kahire 1355, I/34-36). Nesefi'nin "Bahrü'l-Kelâm"ında şöyle denilmiştir: "Ruhlar dört guruptur: Peygamberlerin ruhları ki, cesedinden çıkar, misk ve kâfur gibi güzel kokulu cesedinin şekline girer. Cennette olur. Yer içer fayda­lanır, geceleyin de Arşa asılı kandillerin içinde barınır. Şehidlerin ruhları ki, cesedlerinden çıkar, cennette yeşil kuşlar içinde olurlar, yer, içer, faydalanır ve geceleyin Arşa asılı kandiller­in içinde olur. Müminlerden ehl-i itaat olan ruhlar ki, cennet etrafında olurlar. Yemez, içmez, faydalanmazlar, fakat cennete bakmakla istifa­de ederler. Müminlerden ehl-i isyan ruhları ise gökte ve yerde, havada olur­lar. Kâfirlerin ruhları ise onlar, Siccinde yerin yedinci katının dibinde siyah kuşlar içindedirler. Cesedleriyle ilişkileri vardır. Güneş gökte iken ışığı yerde olduğu gibi.


"Kabir ehli haberleri beklerler. Bir ölü oraya gittiği zaman ona falan ne yaptı, filan ne yaptı diye sorarlar. Birisi için: "O öldü, size gelmedi mi?" deyince: "İnnâ lillâh ve İnnâ İleyhi Râciûn" derler ve: "Bizim yolumuzdan başka yola gitti o." diye ilave ederler."(19) Tabiinden Sa'id b. el-Müseyyeb (v. 94/712) de: "Bir adam öldüğü zaman (daha önce ölmüş olan) çocuğu onu, seferden dönen gaibin karşılandığı gibi karşılar."demiştir.(20) Ölülerin berzahta birbirleriyle görüştüklerini ve yeni ölüp de aralarına katılanlardan haber aldıklarını bildiren bu hadis ve haberleri, evlât, torun ve yakın akrabaların amellerinin kabirdeki baba ve yakınlarına arz olunacağım, onların da amelleri kendilerine arz edilen akrabalarının iyiliklerinden ötürü sevineceklerini, kötülükleri sebebiyle de üzüleceklerini bildiren haberler de desteklemektedir. Kabir ehli, geride bıraktıkları akraba ve arkadaşlarının yaptıkları işlerden haberdar olup, iyi amellerinden ötürü sevinir, kötülüklerine de üzülürler.(21) Mücâhid'in bu hususta şöyle dediği sahih rivayetle gelmiştir: "Kişi kabrinde kendinden sonra çocuğunun iyilikleri (salahı) ile müjdelenir."(22) Sa'id b. Cübeyr'in (v. 95/714) de şöyle dediği rivayet edilir: "Muhakkak ki ölülere dirilerin haberleri gelir. Daha önce bir yakını ölmüş, olan hiç bir kimse yoktur ki ona geride kalan akrabalarının haberleri gelmesin. Eğer gelen haber iyi ise sevinir ve ferahlar; kötü ise o zaman da üzülür."(23) Ashaptan Ebu'd-Derdâ (v. 32/652) da şöyle dua ederdi: "Allahım, ölülerimin rezil olacağı bir iş yapmaktan sana sığınırım.''(24) Abdullah b. Mübarek de ashaptan Ebu Eyyûb el-Ensarî'nin şöyle dediğini rivayet eder: "Dirilerin amelleri ölülere arz olunur. Eğer bir iyilik görürlerse sevinir, birbirlerine müjdelerler; bir kötülük görünce de, Allah’ım onu ondan geri çevir, derler."(25) Yukarıdaki yeni gelen ölüden haber sormalarından da anlaşılacağı üzere, ölülerin dirilerden bizzat haberdar olduklarını -Allah'ın diledikleri müstesna-söyleyemeyiz. Bu sebeple buradaki haberdar oluşlarını, yeni gelen ve aralarına katılanlardan öğrenirler şeklinde anlıyoruz. Yeni gelenlerden haber alışları da, ruhların berzahta birbirleriyle görüşüp konuştuklarına delâlet eder. - Ölmüş olanların ruhları, berzah âleminde birbirleriyle görüşüp konuşuyorlar. Acaba henüz ölmemiş ve dünyada yaşamakta olanların da berzahtakilerle görüşüp konuşmaları mümkün müdür? Ve ölülerin dirilerle bir takım münâsebetleri var mıdır? Hayattakilerin Berzahtakilerle Görüşmeleri: Henüz hayatta olanların berzahtakilerle görüşmeleri uyanık ve uyku halinde olmak üzere iki şekildedir. Uyanıkken görüşmenin en büyük misâli ve olabilirliğinin delili, Rasulullah (asm)'in Miraç'ta bazı peygamberlerin ruhlarıyla karşılaştığını haber veren ve kabir ziyaretini öğreten hadislerdir. Cenab-ı Allah Kur'an-ı Kerim'de, Hz. Muhammed (asm)'e hitaben: "Senden önce gönderdiğimiz peygamberlerden sor ki; biz, Rahman'dan başka ibadet olunacak ilâhlar yapmış mıyız?"(26) buyurmaktadır. Müfessirlerden bir kısmı buradaki sorma fiilinin sadece İsrâ ve Miraç gecesine has olduğunu söylerken,(27) bazıları da her istediği zaman Allah Tealâ'nın Rasulullah (asm)'e önceki peygamberlerle konuşma imkânı verdiği şeklinde tefsir etmişlerdir. Bu ikinci görüşte olanlara göre âyetteki mutlak lafzı (sözü), İsrâ ve Miraç gecesi ile takyid etmek (kayıtlamak) hatalı bir te'vil olur. Ve âyetin olduğu gibi anlaşılıp, her istediği zaman Rasulullah (asm)'e bu imkânın verileceğini söylemek daha isâbetlidir.(28) Hz. Peygamber (asm)'in önceki peygamberlerle daha kendisi hayatta iken görüşmesi, vukuu mümkün olan işlerdendir. Ve Allah'ın kudretine göre bunda hiç bir zorluk yoktur. Allah Tealâ görüştürünce de bu olay gerçekleşmiştir ki, Hz. Peygamber (asm) Miraç gecesinde, uyanık halde iken diğer peygamberlerin ruhlarıyla Beytü'l-Makdis'de (Kudüs'teki Mescid-i Aksâ'da) bir araya gelmiştir. Daha sonra semâvât (gökler) âleminde de onlardan bazıları ile bir araya gelip konuştuğuna sahih haberler delâlet etmektedir,(29) Yine Hz. Ömer'den rivayet edilen bir hadisinde Rasulullah (asm), Hz. Musa (as) in Allah Tealâ'ya dua edip, Hz. Adem (as) ile görüşmeyi dilediğini ve Yüce Allah'ın, henüz hayatta iken ve uyanıkken, Âdem (as) ı Hz. Musa'ya gösterip ve birbirleriyle konuşmuş olduklarını haber vermiştir, (30) Peygamberlerden başkasının hayattayken ve uyanıkken berzahtakilerle görüşmeleri ise, ancak Allah'ın ikram ettiği kimselere nasip olmuştur ki, bu hususta Allah'ın veli kullarının, Hz. Peygamber (asm) ve bazı büyük zevatla görüştüklerine dair pek çok olay anlatılmaktadır. (31) Kabir ziyaretinde ziyaret edene "zâir", ziyaret edilene "mezür" denilmesi de, ziyaret edilenin ziyaret esnasında ziyaretçisini duyup bildiğine delildir. Çünkü ziyaret edilen, ziyaretçisini bilmezse buna "mezûr= ziyaret edilen" denmez. Kaldı ki, Peygamberimiz (asm) ziyaret adabını öğretirken, kabristana varınca ölülere selâm verilmesini öğretmişlerdir ki, bu da onların dirilerle olan münâsebetleri cümlesindendir.(32) Hayattakilerin berzahtakilerle rüyada görüşmeleri ise, İbnu'l-Kayyim'in belirttiğine göre, nübüvvetin bir parçası olan sâlih rüyalardandır ve İlim ifade eder.(33) Erzurumlu İbrahim Hakkı da: "Ölüleri rüyada hayırla veya şerle görmek, onların halini aynen bilmektir. Bu, ölünün halini bildirmek veya uyanık olmayı sağlamak içindir,.."(34) diyerek ölüleri rüyada görmenin, sâdık rüyalardan olduğuna işaret etmiştir. Rüya ya da keramet yoluyla peygamberlerden gayri için olan bu görüşmeler ve görülenler, kelâm âlimlerine göre umum için değil, ancak sahibi için (gören kişinin kendisi için) delil olabilir. Ancak bizim burada onlardan bahsedişimiz, sadece imkânını belirtmek içindir. Hayattakilerle berzahtakilerin rüyada görüşmeleri, ikisinden birinin arzusu ve bazı gayeler için bu görüşmeyi Allah Tealâ'dan istemesiyle, Allah'ın bir lütfu olarak meydana gelmektedir. Hayattakilerin görüşmeyi istemesine hepimizin en büyük arzusu olan ve pek çok mü'mine nasib olan Hz. Peygamber (asm)'i rüyada görmek istemeyi ya da çok sevdiğimiz yakınlarımızdan âhirete göçmüş olanları, rüyada olsun görmek isteyişimizi misâl verebiliriz. İbnü'l-Kayyim diyor ki: "Rüyada ölülerle buluşmak ve onlarla bazı haber alışverişinde bulunmak; falan yerde hazine var, filan yerde şu var, falan iş şöyle olacak, filan zamanda bize geleceksin...gibi haberler vermeleri ve bunların da aynen çıkması, bu buluşmanın gerçekliğini ifade eder."(35) Rivayete göre Ashab-ı kiramdan Sa'b b. Cessâme ile Avf b. Mâlik (v. 73/692) kardeş olmuşlar ve öldükten sonra da birbirimizden haberdar olalım diye sözleşmişler. Aradan bir müddet geçtikten sonra Sa'b ölüyor. Avf bir gece rüyasında, aynen hayattaymış gibi Sa'b'ın kendisine geldiğini görüyor ve Sa'b'a hesap ve suâlin nasıl geçtiğini soruyor. O da şimdilik iyi olduğunu söyleyip Allah'a hamdediyor. Bu arada Avf, Sa'b'ın göğsünde gördüğü bir kara lekenin sebebini soruyor. O da bir Yahudiden on dirhem ödünç aldığını ve paraların asılı olduğu yeri söyleyerek, o paranın sahabine verilmesini istiyor. Yine evdeki kedisinin öldüğünü, kızının da yakında öleceğini haber veriyor ve bütün bunlar aynen çıkıyor. Sabah olup da Avf, arkadaşının evine gidince, paranın aynen haber verilen yerde olduğunu görüyor ve alıp Yahudiye götürüyor. Yahudiye, ölmüş olan arkadaşının kendisinden ödünç para alıp almadığını sorunca, Yahudi aldığını ve miktarını söylüyor. Bunun üzerine rüyada gördüklerinin gerçek olduğunu anlayan Avf, elindeki paralan, arkadaşının rüyadaki vasiyetine uyarak Yahudiye veriyor.(36)


KABİRDE MÜSÜLÜMANLAR BİRBİRLERİ İLE GÖRÜŞÜRLER Berzah âlemindekilerin de kendilerine göre bir hayatı vardır, lezzetleri, elemleri, ferah ve sevinçleri hisseder. Fakat henüz madde âleminde bulunanlar, ruhun bedenden sonraki hayatını ve orada kişinin neler hissettiğini, nelerle karşılaşacağını normal duyularıyla hissedip bilemez. Bu hususu, ancak ilahi gerçeklere vakıf olan Peygambermizden öğreniriz. Mümin ruhların berzah âleminde birbirleriyle görüştüklerini Peygamberimizin hadislerinden anlamaktayız. Ayrıca ölülerin hayattakilerden haber aldıkları ve kabirlerinin başına giden kimseleri gördükleri yine rivayetlerde vardır. Onlar için yapılan dua ve manevi hediyelerin kimlerden geldiğini bilebilirler. Mümin ruhlar nimet içinde oldukları için ve ruhları serbest oldukları için serbest dolaşabilirler. Ancak kâfirlerin ruhları ve günahları fazla olan müminlerin ruhları azabla meşguldurlar. Ölülere Kur'an okunduğu zaman eve gelmeleri mümkün olabilir. Ancak bu her ölü için söylemek zordur. Ölülerin Berzah Âleminde Birbirleriyle Görüşmeleri: Berzah âlemindeki ruhlar iki kısımdır: Nimet içinde olanlar ve azapta olanlar.İbnü'l-Kayyim'in açıklamasına göre azapta olan ruhlar birbirleriyle görüşmeye fırsat bulamazlar. Onlar bir nevi tutuklu gibidirler. Ama tutuklu olmayıp serbest olan, yani nimet içindeki ruhlar birbirleriyle buluşup görüşürler, birbirlerini ziyaret ederler. Dünyadaki olmuş ve olacak şeyleri müzakere ederler. Her ruh, amelde kendi dengi ve kendi derecesinde olan arkadaşlarıyla beraber olur. Hz. Peygamber (asm)'in ruhu ise Refiku'l-A'lâ (en yüksek mertebe) dadır. Nisa sûresi'nde: "Kim Allah'a ve Peygambere itaat ederse, işte onlar, Allah'ın kendilerine nimet verdiği peygamberlerle, sıddıklarla, şehidlerle ve sâlihlerle beraberdirler. Onlar ne güzel arkadaştırlar."(1) buyurulmuştur ki, bu beraberlik dünyada, berzahta ve âhirette olmak üzere üç yerdedir. Bu üç âlemin hepsinde de kişi sevdiği ile beraberdir.(2) Bu âyet-i kerimede ruhların berzah âleminde birbirlerine kavuşacakları haber verilmektedir. Çünkü bu âyetin iniş sebebi olarak şöyle bir olay anlatılmaktadır: Ashaptan biri, öldükten sonra Hz. Peygamber (asm)'in makamının kendilerinden çok yüce olacağını ve Hz. Peygamber (asm)'den ayrı kalacaklarını düşünerek üzülmüş ve ağlamış. Üzüntüsünün sebebini soran Hz. Muhammed (asm)'e: "Biz dünyada senden ayrılmaya hiç tahammül edemiyoruz va Rasulullah. Öldükten sonra senin merteben bizden yüce olacağı için seni göremeyeceğiz. Senin ayrılığına nasıl tahammül edebilirim?" diye derdini açar. Bu olay üzerine yukarıdaki âyet nâzil olmuş(3) ve Allah'ı ve Rasulullah'ı sevenlerin berzah âleminde ve âhirette de, dünyadaki gibi, Hz. Rasûl ile birlikte olacakları bildirilmiştir. Allah Tealâ Âl-u îmrân Suresi'nde şehitlerin diri ve Rabbleri indinde rızıklanmakta olduklarını, arkalarında bulunanlara da korku ve üzüntü olmadığının müjdelenmesini istediklerini, Allah'ın nimet ve keremiyle sevinç duyduklarını haber vermiştir.(4) Bu âyet-i kerime de berzah âlemindeki ruhların birbirleriyle buluşup konuştuklarına delâlet eder. Çünkü âyette geçen"yestebşirûn" kelimesi, "müjde verilmesini isterler" anlamına geldiği gibi,"sevinirler ve birbirlerini müjdelerler" manasına da gelir. (5) Birbirlerine müjde verdiklerine göre demek ki birbirleriyle görüşüp konuşmaktadırlar. Ebu Hureyre, Rasulullah (asm)'in: "Muhakkak Cennet ehli orada (Cennet'te) birbirlerini ziyaret ederler." buyurduğunu söylemiştir.(6) Mü'min ruhlarının berzah âleminde Cennet'te olacakları bildirilmiştir. Buna göre bu hadis-i şerifteki Cennet ehliyle, berzah âleminde Cennet'te olanlar kastedilmiş olabilir. Hadisin bu şekilde anlaşılmasını, Ebû Tâlib'in kızı Ümmü Hâni'den (40/ 660) rivayet edilen şu hadis de doğrulamaktadır: Ümmü Hâni' bir gün Hz. Peygamber (asm)'e şöyle soruyor: "Ölünce de birbirimizi görür ve ziyaretleşir miyiz?" Rasulullah (asm)'in cevabı şudur: "Ruh, Cennet meyvelerinden yiyen bir kuş olur. Kıyamet günü olunca da her ruh kendi cesedine girer."(7) Bu cevaptan da anlaşılan, mü'minlerin ruhlarının Cennet'te birbirleriyle görüştükleridir. İbn Ebi'd-Dünyâ'nın naklettiği bir haberde de Rasulullah (asm)'e: "Ölüler birbirini bilir mi?" diye sorulunca Rasulullah (asm)'in cevabı: "Evet, nefsim yed-i kudretinde olan Allah'a yemin ederim ki onlar, kuşların ağaçların tepelerinde birbirlerini bildiği (tanıdıkları gibi) birbirlerini bilirler." şeklinde olmuştur. Bu soruyu ashaptan Bişr b. Berâ' b. Ma'rûr'un annesi sormuş ve ölülerin birbirleriyle tanışıp biliştiklerini öğrenince hemen Beni Seleme'den ölmek üzere olan birinin yanına varıp, oğlu Bişr'e onunla selâm göndermiştir.(9) Hadisin bir diğer rivayetinde Cennet'te kuşlar gibi birbirleriyle buluşup tanışacak olan ruhların "iyi ruhlar " oldukları zikredilmiştir. Ashaptan Bilâl b. Rebâh (v. 20/641) vefat edeceği zaman hanımı ah, vah etmeye başlar. Hz. Bilâl ise: "Ne büyük neşe ne büyük sevinç. Yani sevgililere, Muhammed'e ve onun gurubuna kavuşacağım." demeye başlar,(10) Burada Bilâl berzahta Rasulullah (asm)'e ve ashabına kavuşacağını ve tıpkı dünyadaki gibi, orada da onunla bir arada olacaklarını müjdelemektedir.(11) ve hanımının ah, vah edip üzülmemesi gerektiğini, aslında sevinmesi gerektiğini hatırlatmaktadır bu sözüyle. Beyhakî'nin hasen bir senetle İbn Abbas'dan tahric ettiği kabir suâliyle ilgli bir hadis-i şerifte, kabirdeki sorgulama sırasında iyi cevap veren mü'minin ruhunun diğer mü'minlerle beraber olacağı haber verilmiştir.(12) Yine Beyhakî'nin "Şu'abu'l-İman" da Ali b. Ebi Tâlib'den tahric ettiği haberde Hz. Ali şöyle demiştir: "İki mü'min ve iki kâfir dost vardı. Bunlardan mü'min olanların biri öldü. Cennetle müjdelenince arkadaşını hatırlar ve: "Allah'ım, benim falan arkadaşım bana her zaman sana ve Rasulûne itaati emreder, hayırla tavsiye eder, kötülükten nehyederdi..." diyerek onun kendisinden sonra sapıtmaması ve kendisine verilen nimetlerin ona da verilmesi için dua eder. Sonra öbür arkadaşı da ölünce ruhları bir araya gelir ve birbirlerine: "Ne güzel kardeş, ne güzel arkadaş ve ne güzel dost" derler. Kâfir olan iki arkadaştan birisi ölüp de azapla müjdelenince diğer arkadaşını hatırlayıp şöyle der: "Allahım, arkadaşım bana hep sana ve senin Rasulûne isyanı emrediyor, kötülüğü yapıp iyiliği yapmamamı söylüyordu. Allahım, onu benden sonra hidayete erdirme ki, benim gördüğüm azabı o da görsün ve bana kızdığın gibi ona da kızasın." Sonra diğeri de ölür, ruhları bir araya gelince birbirlerine: "Ne kötü kardeş ve ne kötü arkadaş." derler."(13) Bundan da iyi ve kötülerin ruhlarının berzahta birbirleriyle buluştukları anlaşılmaktadır. Ebû Katâde ve Câbir'den tahric edilen, ölülerin kefenlerinin güzel yapılması ile ilgili hadis-i şerifin Suyûtî ve Beyhakî tarafından rivayet edilen şeklinde: "Muhakkak ki onlar kabirlerinde birbirlerini ziyaret ederler." cümlesi de yer almaktadır.(14) Beyhakî "Şu'abu'l-Iman" da Ebu Katâde'den (54/673) hadisi naklettikten sonra, bu hadisin şehitler hakkındaki onların rızıklandırıldıklannı haber vererir Âl-u îmrân, 3/169-170 âyetiyle mutabakat arzettiğini söylemiştir. (15) Rasulullah (asm)'in Miraç gecesinde semâda Hz. Âdem (as) ile karşılaştığında Hz. Âdem'in sağ ve solunda bir takım karartılar görmesi ve bunların kimler olduğunu sorunca, cennetlik ve cehennemlik olanların ruhları olduklarının bildirilmesi de,(16) berzahta iyi ve kötülerin Hz. Ali'nin de, dediği gibi bir arada olacaklarına delildir. Ruhların berzah âleminde birbirleriyle görüştükleri ve konuştuklarının bir delili de, ölümü müteakip semâya yükseltilen mü'min ruhunun rahmet ehli tarafından karşılanıp, dünyadan ve dünyadakilerden haber soracaklarını bildiren hadis-i şeriftir. Ebu Eyyûb el-Ensârî'den rivayet edilen hadis-i şeriflerinde Peygamber Efendimiz (asm) şöyle buyurmuştur: "Mü'minin ruhu kabz olunca onu Allah katında rahmet ehli karşılarlar."(17) Müminlerin ruhları, gelen müminin ruhuna birinizin uzaktaki sevdiği birine kavuşmasından daha çok sevinirler ve o şekilde karşılarlar ve falan filan nasıldır, diye sorarlar. Bu esnada yeni ölmüş olanın ruhunu getiren melekler) derler ki: - Onu bırakın, fırsat verin de bir dinlensin. Çünkü o büyük bir sıkıntı içinde idi. Ona: - O benden önce ölmüştü, derse; - İnnâ Lillâh ve İnnâ İleyhi Râci'ûn (biz Allah'a aidiz ve yine ona döneceğiz), ebedi kalış yeri olan Hâviye'ye (kızgın ateşli Cehennem'e) gitmiş. O ne kötü yer ve ne kötü terbiyecidir, derler.(18) Bu hususta Abdullah b. Mübârek'in de şöyle dediği rivayet edilir:






19 Eylül 2022 Pazartesi

KURANDA KABİR HAYATI HAKKINDAKİ AYETLER

KURANDA KABİR HAYATI HAKKINDAKİ AYETLER
KABİR HAYATI İLE İLGİLİ AYETLER
Âlem-i berzah” adı verilen kabir âlemi; ölüm ile kıyamet günü arasındaki zamandır, Dünya ile Ahiret arasında bulunan intikal âlemidir. Ölümle cesetten alâkasını kesen ruh, berzah âlemine geçer. İnsanın ruhu orada ameline göre rahat bir hayat yaşar. Veya azap görür.
Kabirdeki bu yaşayış insanın dünyadan alâkasını kestiği andan itibaren başlar. Kabir hayatı haktır. İşte ayetler.
AYET:(Müminun-100)’’ Ta ki boşa geçirdiğim dünyada iyi iş (ve hareketler) yapayım. Hayır! Bu onun ağzından çıkan (boş) bir laftan ibarettir. Onların gerisinde ise, yeniden dirilecekleri güne kadar (süren) bir berzah vardır.’’
AYET:(Secde-21)’’ En büyük azaptan önce,(mahşer) onlara mutlaka en yakın azaptan(kabir) tattıracağız; olur ki (imana) dönerler.’’
AYET:( Meryem- 66, 67)’’ “İnsan diyor ki: ‘Öldüğüm zaman gerçekten diri olarak (kabrimden) çıkarılacak mıyım?’ İnsan düşünmez mi ki, daha önce o hiçbir şey olmadığı halde biz kendisini yaratmışızdır?”
AYET: (Bakara 28)’’Allah’ı nasıl inkâr edersiniz ki, ölü idiniz sizleri diriltti. Sonra sizleri yine öldürecek, sonra yine diriltecek, sonra da döndürülüp ona götürüleceksiniz.’’
AYET:(Rum - 19)’’ Ölüden diriyi, diriden de ölüyü O çıkarıyor; yeryüzünü ölümünün ardından O canlandırıyor İşte siz de (kabirlerinizden) böyle çıkarılacaksınız’’
AYET: (Kamer – 7)’’ Sanki etrafa yayılmış çekirge sürüsü gibi bakışları perişan (utançtan yere bakar) bir halde kabirlerden çıkarlar’’
AYET: (Taha – 124)’’ Kim de beni anmaktan yüz çevirirse şüphesiz onun sıkıntılı bir hayatı olacak ve biz onu, kıyamet günü kör olarak haşredeceğiz.’’
AYET:( Yasin – 51’’ Nihayet Sûr'a üfürülecek Bir de bakarsın ki onlar kabirlerinden kalkıp koşarak Rablerine giderler’’
AYET:(Bakara-28)’’ Ölü idiniz sizleri diriltti, sonra öldürecek sonra tekrar diriltecek ve sonunda O'na döneceksiniz; öyleyken Allah'ı nasıl inkar edersiniz?’’
AYET:(Mümin-11)’’ Onlar: Rabbimiz, bizi iki defa öldürdün, iki defa dirilttin. Biz de günahlarımızı itiraf ettik. Bir daha (bu ateşten) çıkmaya yol var mıdır? derler.’’
AYET: Mümin-46)’’ Onlar, sabah akşam ateşe sunulurlar. Kıyamet çattığı gün, 'Firavun'un adamlarını azabın en ağırına sokun'denir.’’
AYET:( En’am – 98)’’ O, sizi bir tek nefisten (Âdem'den) yaratandır (Sizin için) bir kalma yeri, bir de emanet olarak konulacağınız yer vardır Anlayan bir toplum için âyetleri ayrıntılı bir şekilde açıkladık’’
BU KADAR AYET OLDUĞU HALDE KABİR HAYATINI İNKAR EDENLER HALA BEN AKILLIYIM HELE HELE MÜSLÜMANIM NASIL DİYOR ANLAMAK MÜMKÜN DEĞİL
KABİR:(MEZAR)
Mezar, ölen kimsenin gömüldüğü yer, çoğulu kuburdur. İnsan ruh ve bedenden meydana gelen bir canlıdır. Ruhun yaratılışı bedenden öncedir. Buna göre insan hayatının devrelerini dörde ayırabiliriz.
İNSAN HAYATININ DEVRELERİ DÖRDE AYRILIR
1-) RUH DEVRESİ: Ruhların toplu yaratılmasından bedenine ruhun geçmesine kadar olan devredir. Allah(cc) ruhları toplu olarak yarattığı zaman ruhlara kendi varlığı ve birliğini şahit yapmıştır. İşte AYET: t(araf.172)''Hani Rabbin Ademoğullarından onların sulplerinden zürriyetlerini çıkarıp kendilerini nefislerine şahit tutmuş ben sizin rabbiniz değil miyim? Demişti, onlarda evet rabbimizsin şahit olduk demişlerdi. İşte bu şahitlendirme Kıyamet günü bizim bundan haberimiz yoktu. dememeniz içindir.''
Sayın okurlarım daha öncede değindiğimiz gibi kıyamet gününde bir şahitte işte ruhlar alemi yaratıldığında verdiğimiz söz bize şahitlik edecektir.
Sayın okurlarım bu ayetten anlıyoruz ki yaratılan bütün ruhlar . Allah’ın varlığını ve birliğini ta galu belada yani ruhlar toplu yaratıldığı zaman kabul etmişlerdir.
Dolayısıyla doğan her çocuk islam üzere doğar ve ergenlik çağına gelinceye kadar İslam, Müslüman olduğu kabul edilir. Mesela bir şekilde yalnız başına İslam topraklarında ölen bir çocuk geldiği toplumdaki insanların dini ne olursa olsun ister hiristiyan, ister yahudi, ister ateist olsun. Geldiği toplumun inancı ne olursa olsun islam diyarında ve tek başına ölen çocuk Müslüman sayılır ve Müslüman çocuk gibi gömülür. Çünki bu çocuğun ruhu yaratıldığında iman etmiştir.
Ergenliğe erdiğinde bulunduğu toplumun dinini benimseyecektir.
Dolayısıyla halen ruhunun verdiği söz geçerlidir. Ve gerçekte de çocukların inanca karşı büyük bir merak ve ilgisi vardır.
İşte bunu bilen Türkiye’de ki İslam düşmanı uzantılar çocukların ergenlik çağına gelmeden dini bilgi almalarını engellemektedirler. Çok iyi biliyorlar ki çocuk ergenliğe erdiğinde nefsinin, şehvetinin ve şeytanın peşinden koşar. Ergenlikten önce öğrendikleri ve inandıkları ile kalır.
Çocukluğun da dinini öğrenmediyse ergenlikten sonra dinini sevmesi ve benimsemesi hemen hemen imkansızdır. İşte bizdeki laikliği ateistlik olarak algılayıp toplumu ateist yapmak isteyen İslam düşmanları var güçleri ile çalışmaktadırlar. Ama unuttukları bir şey var. onların planları varsa Allah’ın da planı var ve daima Allah’ın planı onların planlarını bozacaktır. Bakınız
AYET: (aliimran. 54)
.وَمَكَرُوا وَمَكَرَ اللّٰهُۜ وَاللّٰهُ خَيْرُ الْمَاكِر۪ينَ۟
Onlar tuzak kurdular. Allah da tuzak kurdu. Allah, tuzak kuranların en hayırlısıdır.
Kıyametin kopması ile başlar sonsuz olarak devam eder. Kabir hayatı bir bakıma ahiretin giriş kapısıdır.
Ölen kimse ister kabre defnedilsin, ister yırtıcı hayvanlarca parçalansın, ister ateşte yakılsın, ister külleri denize atılsın, ister denizde kaybolsun ne şekilde ölürse ölsün o kişinin kabir hayatı başlamıştır. Ona Münker ve Nekir melekleri sorgu ve suale tutacaktır.
Bu sorgudan muaf yalnızca peygamberler ve çocuklardır. Kafirlerin ölen çocukları da Müslüman çocukları gibidir. Yani onlara da sorgu sual yoktur.
Kafirlere ve günahkar müminlere kabir azabı vardır.
Kabir imanlı ve Salih amel sahipleri için cennet bahçelerinden bir bahçe kafirler için cehennem çukurlarından bir çukurdur.
Salih amel sahipleri kabirde büyük bir rahat içinde iken Kafirler büyük bir azap içindedirler.
Kabir hazırlanırken şu hususlara dikkat edilmelidir.
Kabir bir adam boyu olmalı en az göğüs hizasını geçecek kadar derinlikte olmalıdır.
Toprak sert ise kabrin kıble tarafına bir oyuk açılır.
Eğer toprak yumuşak ise ortaya bir çukur açmalıdır.
Kabrin yerden bir iki karış yüksekte olması ve deve hörgücü gibi olması gerekir.
Kabrin baş tarafına bir taş konması gerekir. Ölünün isminin yazılmasında bir mahzur yoktur. Ancak kabrin üzerine bina inşa ederek orada ibadet edilmesi kesinlikle yasaklanmıştır.
HADİS: Hz Aişe Resulullah’ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir. ” Allah (cc) Hiristiyan ve Yahudilere lanet etsin onlar Peygamberlerinin kabirlerini mabet edindiler. Sakın benim kabrimi bu hale getirmeyin. (Buhari. cenaiz.916)
Kabri derince ve uygun genişlikte yapmak farzı kifayedir. Ölü kabirde yüzü kıbleye gelmek şartıyla sağ yanı üzerine yatırılır. Sonra kefenin düğümleri çözülür. Kabrin tahtası dizildikten sonra üstü örtülür. Toprağın üzerine toprak pekişsin diye su dökmek menduptur.

BERZAH ALEMİ: Berzah set, engel, perde demektir. Dini anlamı ise ölümden sonra ruhun bedenden ayrılması yani kabir alemidir. Bu husus Kuran-ı kerimde şöyle geçer.
AYET: (müminun.100)''Nihayet onlara ölüm gelip çatınca tekrar tekrar şöyle diyecekler. Rabbim beni dünyaya geri gönder. Taki ben zayi ettiğim ömür mukabilinde iyi amel ve harekette bulunayım. Hayır onun söylediği bu söz. Hakikatte boş laftan ibarettir. Önlerinde ise dirilip kaldırılacakları güne kadar (dönmelerine mani ) bir engel(berzah) vardır.''
Bu ayetten anlamaktayız ki ruhlar ölmemekte cesedin ölümünden sonra berzah denilen bir alemde yaşamaktadırlar.
HADİS: Peygamberimiz(sav) buyurdu ki: Kabirdeki soru ve cevaptan sonra Salih amel işlemiş olanlara şöyle denilecektir. Gelinler gibi uyuyun Gelin çok sevdikçe rahat uyur. Alla(cc) onları bu uykudan uyandırıncaya kadar gelinler gibi mışıl mışıl derin bir uykuyla uyurlar rahat ve huzurlu olarak (tirmizi.cenaiz 70)
Bu delillerden de anlaşılıyor ki berzahtaki yaşayışta ruh bedenden ayrıdır. Bilindiği gibi ruhlar birer emri ilahidir. Asıl mahiyetleri insanlar tarafından pek bilinmez. İnsan ölünce ruhu başka bir aleme gider. Orada ameline göre ya rahat yaşar. Ya da azap görür. O aleme alemi berzah denilir ki Dünya ile Kıyamet sonrasından başka bir alemdir. Yaşayışla uyku arasındaki uyku alemi nasılsa dünya ile ahiret arasındaki berzah alemi de aynıdır.
Kur'ân Açısından Berzah
Kur'ân-ı Kerim'de, üç yerde "berzah" kelimesi geçer. Bunlardan ikisinde (Furkan: 53 ve Rahman: 20) bu kelime, denizdeki tatlı ve tuzlu su arasında "perdeleyen ve engelleyen sınır" anlamındadır ve iki tür suyun birbirine karışmasını engellemektedir.
Fakat bir yerde (Mü’minûn: 100. âyette) berzah âlemini ifade etmektedir ve açıkça şöyle buyurulmaktadır:
"Onların önlerinde, diriltilip güne kadar bir berzah vardır."
Diyebiliriz ki; bu ayet ve birçok hadiste geçen berzah kelimesi, ölümden sonra, kıyamet gününe kadar olan berzah âlemi'ni ifade etmektedir.
Yukarıda zikredilen ayete ilave olarak Kur'ân-ı Kerim'de, berzah âlemiyle ilgili birçok ayet de vardır. Açıkça veya işaret yoluyla berzah âleminden söz edilmiştir. Burada birkaç ayeti zikredelim: Bir kısmı, salih kulların berzah âlemindeki mükâfatlarının beyanı hakkında, bir kısmı ise salih olmayanların berzah âlemindeki azapları hakkında açıklık getirmektedir.
1. Ayet:
"Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanmayın. Aksine onlar, Rableri katında diridirler, rızıklanmaktadırlar. Allah’ın kendi fazlından onlara verdikleriyle sevinç içindedirler. Onlar arkalarından henüz ulaşmayanlara müjdelemeyi isterler ki onlara hiçbir korku yoktur, mahzun da olacak değillerdir." [7]
Bu ayetin bir benzeri de Bakara: 154’te zikredilmiştir.
2. Ayet:
(Âl-i Yasin’in mümini Habib-i Neccar zalimlerin eliyle şehadete eriştiğinde Allah tarafından) Ona: "Cennete gir" denildi. O da: "Keşke benim kavmim de bilseydi" dedi. "Rabbimin beni bağışladığını ve ağırlananlardan kıldığını." 
3. Ayet:
"Ateş; sabah-akşam, ona sunulurlar. Kıyamet saatinin kopacağı gün; Firavun'un etrafındakileri, azabın en şiddetli olanına sokun, (denecek)." 
Firavunun sunulduğu sabah ve akşam azabı, onların berzah azabıdır.
Nuh: 25’de ve Mümin: 11’de de berzah âlemi söz konusu edilmiştir.
4. Ayet:
"Sizden birinize ölüm gelip de: 'Rabbim, beni yakın bir süreye (ecele) kadar geciktirsen, ben de böylece sadaka versem ve salihlerden olsam' demezden önce, size rızk olarak verdiklerimizden infak edin." [10]
Bu ayette de kıyametten önce ve ölümden sonraki âleme, yani berzah âlemine işaret edilmiştir. Günahkârlar, (bu dünyaya) dönüp telafi etmeyi temenni ederler. Onlara cevap olarak, dönüşün olamayacağı bildirilmektedir. Bu ayetin devamında ve Müminun: 100. ayetinde de bu cevap zikredilmiştir.
Çok sayıdaki bu ayetlere ilave olarak; Kur'ân-ı Kerim'de ölüm hakkında “teveffi” (yani ruhun alınması ve tutulması, ölüm değil) tabiri olarak kullanmıştır.
Örnek olarak Zümer Sûresi 42. ayette şöyle geçer: "Allah canları ölüm anında alır." Bu tabir de cismin ölümünden sonra insan ruhunun canlı oluşunu beyan etmektedir.
5. Ayet:
"Bunlar (Nuh’un (a.s) günahkâr kavmi), hataları dolayısıyla suda boğuldular. Sonra ateşe sokuldular. O vakit Allah’ın dışında hiçbir yardımcı bulamadılar." 
Bu ayetten de anlaşıldığı gibi Nuh’un (a.s) günahkâr kavmi, boğulduktan hemen sonra aralıksız cehennem ateşine girmişlerdir. Açıktır ki henüz kıyamet gününün cehennemi oluşmamıştır. Buna göre bu cehennemden maksat, berzah âleminin cehennemidir.Berzah alemindekilerin de kendilerine göre bir hayatı vardır, lezzetleri, elemleri, ferah ve sevinçleri hisseder. Fakat henüz madde aleminde bulunanlar, ruhun bedenden sonraki hayatını ve orada kişinin neler hissettiğini, nelerle karşılaşacağını normal duyularıyla hissedip bilemez. Bu hususu, ancak ilahi gerçeklere vakıf olan Peygambermiz (asm)'den öğreniriz.
Mümin ruhların berzah aleminde birbirleriyle görüştüklerini Peygamberimizin (asm) hadislerinden anlamaktayız. Ayrıca ölülerin hayattakilerden haber aldıkları ve kabirlerinin başına giden kimseleri gördükleri yine rivayetlerde vardır. Onlar için yapılan dua ve manevi hediyelerin kimlerden geldiğini bilebilirler.
Mümin ruhlar nimet içinde oldukları için ve ruhları serbest oldukları için serbest dolaşabilirler. Ancak kafirlerin ruhları ve günahları fazla olan müminlerin ruhları azabla meşguldurlar.
"Berzah alemindeki yaşayış nasıldır?" sorusunun cevabında Şah Veliyyullah ed-Dehlevî şöyle der:
"Bu âlemde insanların (yani ruhlarının) sayılamayacak kadar çok tabakaları vardır. Fakat bu tabakalar başlıca dört sınıftır.
Birincisi uyanıklık (yakaza) ehli olanlar ki, iyiliklerinden ve kötülüklerinden dolayı iyilik veya azap görecek olan ruhlardır.
İkincisi ise tabiî uyku halinde olup rüya gören, rüya ile ferahlandırılan veya azaplandırılan ruhlardır.
Üçüncüsü behîmî (hayvanî) ve melekî yönleri zayıf olanlardır.
Bunlardan başka bir de fazilet ehli iyi ruhlar vardır ki (dördüncü sınıf olsa gerek) bunlar meleklere karışır, melekî bir hayat sürerler." (Huccetullahi'l-Bâliğa, Kahire 1355, I/34-36).
Nesefi'nin "Bahrü'l-Kelâm"ında şöyle denilmiştir:
"Ruhlar dört guruptur:
Peygamberlerin ruhları ki, cesedinden çıkar, misk ve kâfur gibi güzel kokulu cesedinin şekline girer. Cennette olur. Yer içer fayda­lanır, geceleyin de Arşa asılı kandillerin içinde barınır.
Şehidlerin ruhları ki, cesedlerinden çıkar, cennette yeşil kuşlar içinde olurlar, yer, içer, faydalanır ve geceleyin Arşa asılı kandiller­in içinde olur.
Müminlerden ehl-i itaat olan ruhlar ki, cennet etrafında olurlar. Yemez, içmez, faydalanmazlar, fakat cennete bakmakla istifa­de ederler.
Müminlerden ehl-i isyan ruhları ise gökte ve yerde, havada olur­lar. Kâfirlerin ruhları ise onlar, Siccinde yerin yedinci katının dibinde siyah kuşlar içindedirler. Cesedleriyle ilişkileri vardır. Güneş gökte iken ışığı yerde olduğu gibi...

KURANDA VE HADİSLERDE KABİR HAYATI UYKUYA BENZETİLMİŞTİR


KURANDA VE HADİSLERDE KABİR HAYATI UYKUYA BENZETİLMİŞTİR
Allame Meclisi’nin dediğine göre berzah âleminin uyku ve rüyaya benzetilmesi, birçok hadiste zikredilmiştir.
Her insan rüya âleminde, ruhunun, kalıbından yararlanarak bazen çok geniş ve güzel yerlere gittiğini, oralarda görkemli manzaralarla ve birçok nimetlerle karşılaştığını, onlardan istifade edip lezzet aldığını görmüştür. Bazen de tersine korkunç manzaralar görüp çok korkmuş, rahatsız olmuş ve bağırıp ağlayarak uykudan uyanmıştır.
Bu benzetmeye (rüya âlemi) dikkat edildiğinde, berzah âleminin görünümü, bir miktar daha kolay anlaşılır. İsminden de anlaşıldığı üzere “misali cisim”, bu bedenin benzeridir. Ama bu yoğun maddeli unsura sahip değildir. Belki nurani, maddeden ve bu âlemin bilinen unsurlarından soyut latif bir cisimdir.
Bazılarına göre: “Misalî kalıp” herkesin bedeninin bâtınında vardır ve sonuçta ölüm anında bedenden ayrılarak kendi “berzah” hayatına başlamış olur. Buna göre ruh, ölümden sonra "tenasuh" meydana gelmesin diye ayrı bir bedene intikal etmez. Belki, kendi batınında bulunan misâlî kalıbına intikal etmektedir.
Hadislerde de “misâlî cisme” işaret edilmiştir. Bunlardan birinde; birisi İmam Cafer Sadık'a (a.s):
"Bazıları müminlerin ruhlarının, arşın etrafında bulunan yeşil renkli kuşların kursaklarında bulunduğuna inanıyorlar?" diye sorar. İmam da şöyle buyurur:
"Bu inanç doğru değildir. Mümin, Allah katında onların ruhlarını, kuşların kursaklarına koymasından daha kıymetlidir. Belki ruhları önceki bedenlerine benzer (bir) bedendedir." 
Yine İmam şöyle buyurmuştur:
"Allah Teâlâ müminin ruhunu aldığı vakit onu dünyadaki “kalıbına” benzer bir kalıba yerleştirir."
Sonra İmam şöyle devam etti:
"Bu ruhlar, (berzah kalıbında) yiyip içerler, birisi onların (yanına) geldiğinde, onu dünyada olduğu şekliyle tanırlar." 
Bu hadislere göre, müminlerin berzah âlemindeki ruhları, berzah cennetinin bağlarında ve odalarındadırlar. Kâfirler ve mücrimlerin ruhları ise, berzah ateşi ve azabına müptela olmuşlardır ve Yemen'de bulunan Hadramevt'te, Berehut (Berehevt) denilen yerde dururlar.  Müminlerin ruhları ise Necef-i Eşref'te bulunan Dâru’s-Selâm'dadır.
Kuranda ve Hadislerde Berzah Âleminin Uykuya Benzetilmesi
Zümer Sûresi 42. âyette şöyle buyurulur:
UYKUDA ÖLÜM GİBİDİR İNSAN ÖLÜNCE CANI ALINIR ECELİ GELMEDİ İSE UYANINCA CANI İADE EDİLER
AYET: (ZÜMER 42.)"Allah, ölecekleri vakit onların canlarını alır. Ölmeyeni de uykusunda (bir tür ölüme sokar). Böylece, kendisi hakkında ölüm kararı verilmiş olanın ruhunu tutar, öbürünü ise adı konulmuş bir ecele kadar salıverir."
Bu ayet-i kerime açıkça ölüm ile uykunun aynı cinsten olduğunu beyan etmektedir. Allah Teâlâ, her iki durum (ölüm ve uyku)da da canı almaktadır. Şu farkla ki; Allah Teâlâ eceli erişen kimsenin ruhunu tutar. Eceli gelmeyenin ruhunu da uyandığında belirli bir vakte kadar salıverir.
Hadislerde de ölümün uykuya benzetilmesi, birçok yerde geçmiştir. Burada bir tanesini örnek olarak zikrediyoruz:
Birisi İmam Cevad’a (a.s): “Ölüm nedir?” diye sorduğunda, İmam cevap olarak şöyle buyurdu:
ÖLÜM UYKU GİBİDİR TEK FARKLAKİ ÖLEN KIYAMETTE UYANIR KABİRDE OLANLARDA TIPKI UYAYANIN RÜYA GÖRMESİ GİBİDİR NASILKİ RÜYADA CESET YATARKEN RUH DOLAŞIRSA KABİRDEDE ÖYLEDİR CESET YATARKEN RUH DOLAŞIR
HADİS: "Ölüm, her gece yaşadığın uyku gibidir. Ama şu farkla ki ölümün müddeti uzundur ve insan bu uykudan kıyamet gününde uyanacaktır. Rüya âleminde rüya gören insanlar, türlü sevinçler, dehşetler ve zorluklarla karşılaşırlar. Ölüm âleminde de böyledir ve insanın başına acı ve tatlı hadiselerin gelmesinin başlangıcı, işte bu ölümdür. Kendinizi ona hazırlayın."
Elbette şu hususu da hatırlatmada yarar var: Berzah âlemi, âhiret ve kıyametle kıyaslandığında bir açıdan, bir çeşit uykudur. Ama dünya hayatına kıyasla, dünya hayatından daha geniş bir hayata sahiptir. Bu yüzden hadislerde şöyle geçer:
İNSANLAR UYKUDADIR ÖLÜNCE UYANIRLAR
İnsanlar uykudadırlar, öldükleri zaman uyanırlar.

KABİRDE MÜSÜLÜMANLAR BİRBİRLERİ İLE GÖRÜŞÜRLER

KABİRDE MÜSÜLÜMANLAR BİRBİRLERİ İLE GÖRÜŞÜRLER
Berzah âlemindekilerin de kendilerine göre bir hayatı vardır, lezzetleri, elemleri, ferah ve sevinçleri hisseder. Fakat henüz madde âleminde bulunanlar, ruhun bedenden sonraki hayatını ve orada kişinin neler hissettiğini, nelerle karşılaşacağını normal duyularıyla hissedip bilemez.
 Bu hususu, ancak ilahi gerçeklere vakıf olan Peygambermizden öğreniriz. Mümin ruhların berzah âleminde birbirleriyle görüştüklerini Peygamberimizin hadislerinden anlamaktayız. 
Ayrıca ölülerin hayattakilerden haber aldıkları ve kabirlerinin başına giden kimseleri gördükleri yine rivayetlerde vardır. Onlar için yapılan dua ve manevi hediyelerin kimlerden geldiğini bilebilirler. Mümin ruhlar nimet içinde oldukları için ve ruhları serbest oldukları için serbest dolaşabilirler. Ancak kâfirlerin ruhları ve günahları fazla olan müminlerin ruhları azabla meşguldurlar. 
Ölülere Kur'an okunduğu zaman eve gelmeleri mümkün olabilir. Ancak bu her ölü için söylemek zordur. 
ÖLÜLERİN KABİR HAYATINDA BİRBİRLERİ İLE GÖRÜŞMELERİ
Ölülerin Berzah Âleminde Birbirleriyle Görüşmeleri: Berzah âlemindeki ruhlar iki kısımdır: 
Nimet içinde olanlar ve azapta olanlar.
AZAPTA OLANLAR BİRBİRLERİ İLE GÖRÜŞEMEZLER
İbnü'l-Kayyim'in açıklamasına göre azapta olan ruhlar birbirleriyle görüşmeye fırsat bulamazlar. Onlar bir nevi tutuklu gibidirler. Ama tutuklu olmayıp serbest olan, 
NİMET İÇİNDE OLANLAR BİRBİRLERİ İLE BULUŞUR BİRBİRLERİNİ ZİYARET EDERLER
yani nimet içindeki ruhlar birbirleriyle buluşup görüşürler, birbirlerini ziyaret ederler.
 Dünyadaki olmuş ve olacak şeyleri müzakere ederler. Her ruh, amelde kendi dengi ve kendi derecesinde olan arkadaşlarıyla beraber olur. 
Hz. Peygamber (asm)'in ruhu ise Refiku'l-A'lâ (en yüksek mertebe) dadır. 
Nisa sûresi'nde:
 AYET: ( NİSA 69) "Kim Allah'a ve Peygambere itaat ederse, işte onlar, Allah'ın kendilerine nimet verdiği peygamberlerle, sıddıklarla, şehidlerle ve sâlihlerle beraberdirler. Onlar ne güzel arkadaştırlar."(1)
buyurulmuştur ki, bu beraberlik dünyada, berzahta ve âhirette olmak üzere üç yerdedir.
 Bu üç âlemin hepsinde de kişi sevdiği ile beraberdir.(2) Bu âyet-i kerimede ruhların berzah âleminde birbirlerine kavuşacakları haber verilmektedir. Çünkü bu âyetin iniş sebebi olarak şöyle bir olay anlatılmaktadır: Ashaptan biri, öldükten sonra 
HADİS: Hz. Peygamber (asm)'in makamının kendilerinden çok yüce olacağını ve Hz. Peygamber (asm)'den ayrı kalacaklarını düşünerek üzülmüş ve ağlamış. Üzüntüsünün sebebini soran Hz. Muhammed (asm)'e: "Biz dünyada senden ayrılmaya hiç tahammül edemiyoruz va Rasulullah. Öldükten sonra senin merteben bizden yüce olacağı için seni göremeyeceğiz. Senin ayrılığına nasıl tahammül edebilirim?" diye derdini açar. Bu olay üzerine yukarıdaki âyet nâzil olmuş(3)
 ve Allah'ı ve Rasulullah'ı sevenlerin berzah âleminde ve âhirette de, dünyadaki gibi, Hz. Rasûl ile birlikte olacakları bildirilmiştir. Allah Tealâ Âl-u îmrân Suresi'nde şehitlerin diri ve Rabbleri indinde rızıklanmakta olduklarını, arkalarında bulunanlara da korku ve üzüntü olmadığının müjdelenmesini istediklerini, Allah'ın nimet ve keremiyle sevinç duyduklarını haber vermiştir.(4) 
Bu âyet-i kerime de berzah âlemindeki ruhların birbirleriyle buluşup konuştuklarına delâlet eder. Çünkü âyette geçen"yestebşirûn" kelimesi, "müjde verilmesini isterler" anlamına geldiği gibi,"sevinirler ve birbirlerini müjdelerler" manasına da gelir. 
(5) Birbirlerine müjde verdiklerine göre demek ki birbirleriyle görüşüp konuşmaktadırlar. Ebu Hureyre, Rasulullah (asm)'in:
 HADİS: "Muhakkak Cennet ehli orada (Cennet'te) birbirlerini ziyaret ederler." buyurduğunu söylemiştir.(6) Mü'min ruhlarının berzah âleminde Cennet'te olacakları bildirilmiştir. Buna göre bu hadis-i şerifteki Cennet ehliyle, berzah âleminde Cennet'te olanlar kastedilmiş olabilir. Hadisin bu şekilde anlaşılmasını, Ebû Tâlib'in kızı Ümmü Hâni'den (40/ 660) rivayet edilen şu hadis de doğrulamaktadır: Ümmü Hâni' bir gün Hz. Peygamber (asm)'e şöyle soruyor: 
"Ölünce de birbirimizi görür ve ziyaretleşir miyiz?" Rasulullah (asm)'in cevabı şudur:
HADİS:"Ruh, Cennet meyvelerinden yiyen bir kuş olur. Kıyamet günü olunca da her ruh kendi cesedine girer."(7) 
Bu cevaptan da anlaşılan, mü'minlerin ruhlarının Cennet'te birbirleriyle görüştükleridir. İbn Ebi'd-Dünyâ'nın naklettiği bir haberde de Rasulullah (asm)'e: "Ölüler birbirini bilir mi?" diye sorulunca Rasulullah (asm)'in cevabı: 
HADİS:"Evet, nefsim yed-i kudretinde olan Allah'a yemin ederim ki onlar, kuşların ağaçların tepelerinde birbirlerini bildiği (tanıdıkları gibi) birbirlerini bilirler." şeklinde olmuştur. 
Bu soruyu ashaptan Bişr b. Berâ' b. Ma'rûr'un annesi sormuş ve ölülerin birbirleriyle tanışıp biliştiklerini öğrenince hemen Beni Seleme'den ölmek üzere olan birinin yanına varıp, oğlu Bişr'e onunla selâm göndermiştir.(9) 
Hadisin bir diğer rivayetinde Cennet'te kuşlar gibi birbirleriyle buluşup tanışacak olan ruhların "iyi ruhlar " oldukları zikredilmiştir. Ashaptan Bilâl b. Rebâh (v. 20/641) vefat edeceği zaman hanımı ah, vah etmeye başlar. Hz. Bilâl ise: "Ne büyük neşe ne büyük sevinç. Yani sevgililere, Muhammed'e ve onun gurubuna kavuşacağım." demeye başlar,(10)
 Burada Bilâl berzahta Rasulullah (asm)'e ve ashabına kavuşacağını ve tıpkı dünyadaki gibi, orada da onunla bir arada olacaklarını müjdelemektedir.(11) ve hanımının ah, vah edip üzülmemesi gerektiğini, aslında sevinmesi gerektiğini hatırlatmaktadır bu sözüyle. Beyhakî'nin hasen bir senetle İbn Abbas'dan tahric ettiği kabir suâliyle ilgli bir hadis-i şerifte, kabirdeki sorgulama sırasında iyi cevap veren mü'minin ruhunun diğer mü'minlerle beraber olacağı haber verilmiştir.(12) Yine Beyhakî'nin "Şu'abu'l-İman" da Ali b. Ebi Tâlib'den tahric ettiği haberde Hz. Ali şöyle demiştir: 
HADİS:"İki mü'min ve iki kâfir dost vardı. Bunlardan mü'min olanların biri öldü. Cennetle müjdelenince arkadaşını hatırlar ve: "Allah'ım, benim falan arkadaşım bana her zaman sana ve Rasulûne itaati emreder, hayırla tavsiye eder, kötülükten nehyederdi..."
 diyerek onun kendisinden sonra sapıtmaması ve kendisine verilen nimetlerin ona da verilmesi için dua eder. Sonra öbür arkadaşı da ölünce ruhları bir araya gelir ve birbirlerine:
 "Ne güzel kardeş, ne güzel arkadaş ve ne güzel dost" derler.
 Kâfir olan iki arkadaştan birisi ölüp de azapla müjdelenince diğer arkadaşını hatırlayıp şöyle der: "Allahım, arkadaşım bana hep sana ve senin Rasulûne isyanı emrediyor, kötülüğü yapıp iyiliği yapmamamı söylüyordu. Allahım, onu benden sonra hidayete erdirme ki, benim gördüğüm azabı o da görsün ve bana kızdığın gibi ona da kızasın." Sonra diğeri de ölür, ruhları bir araya gelince birbirlerine: "Ne kötü kardeş ve ne kötü arkadaş." derler."(13)
 Bundan da iyi ve kötülerin ruhlarının berzahta birbirleriyle buluştukları anlaşılmaktadır. Ebû Katâde ve Câbir'den tahric edilen, ölülerin kefenlerinin güzel yapılması ile ilgili hadis-i şerifin Suyûtî ve Beyhakî tarafından rivayet edilen şeklinde: 
HADİS:"Muhakkak ki onlar kabirlerinde birbirlerini ziyaret ederler." cümlesi de yer almaktadır.(14) Beyhakî "Şu'abu'l-Iman" da Ebu Katâde'den (54/673) hadisi naklettikten sonra, bu hadisin şehitler hakkındaki onların rızıklandırıldıklannı haber vererir Âl-u îmrân, 3/169-170 âyetiyle mutabakat arzettiğini söylemiştir. (15) Rasulullah (asm)'in Miraç gecesinde semâda Hz. Âdem (as) ile karşılaştığında Hz. Âdem'in sağ ve solunda bir takım karartılar görmesi ve bunların kimler olduğunu sorunca, cennetlik ve cehennemlik olanların ruhları olduklarının bildirilmesi de,(16) berzahta iyi ve kötülerin Hz. Ali'nin de, dediği gibi bir arada olacaklarına delildir. Ruhların berzah âleminde birbirleriyle görüştükleri ve konuştuklarının bir delili de, ölümü müteakip semâya yükseltilen mü'min ruhunun rahmet ehli tarafından karşılanıp, dünyadan ve dünyadakilerden haber soracaklarını bildiren hadis-i şeriftir. Ebu Eyyûb el-Ensârî'den rivayet edilen hadis-i şeriflerinde Peygamber Efendimiz (asm) şöyle buyurmuştur: 
"HADİS:Mü'minin ruhu kabz olunca onu Allah katında rahmet ehli karşılarlar."(17) Müminlerin ruhları, gelen müminin ruhuna birinizin uzaktaki sevdiği birine kavuşmasından daha çok sevinirler ve o şekilde karşılarlar ve falan filan nasıldır, diye sorarlar. Bu esnada yeni ölmüş olanın ruhunu getiren melekler) derler ki: - Onu bırakın, fırsat verin de bir dinlensin. Çünkü o büyük bir sıkıntı içinde idi. Ona: - O benden önce ölmüştü, derse; - İnnâ Lillâh ve İnnâ İleyhi Râci'ûn (biz Allah'a aidiz ve yine ona döneceğiz), ebedi kalış yeri olan Hâviye'ye (kızgın ateşli Cehennem'e) gitmiş. O ne kötü yer ve ne kötü terbiyecidir, derler.(18) Bu hususta Abdullah b. Mübârek'in de şöyle dediği rivayet edilir:
HADİS:"Kabir ehli haberleri beklerler. Bir ölü oraya gittiği zaman ona falan ne yaptı, filan ne yaptı diye sorarlar. Birisi için: "O öldü, size gelmedi mi?" deyince: "İnnâ lillâh ve İnnâ İleyhi Râciûn" derler ve: "Bizim yolumuzdan başka yola gitti o." diye ilave ederler."(19) Tabiinden Sa'id b. el-Müseyyeb (v. 94/712) de: 
HADİS:"Bir adam öldüğü zaman (daha önce ölmüş olan) çocuğu onu, seferden dönen gaibin karşılandığı gibi karşılar."demiştir.(20)
 HADİS:Ölülerin berzahta birbirleriyle görüştüklerini ve yeni ölüp de aralarına katılanlardan haber aldıklarını bildiren bu hadis ve haberleri, evlât, torun ve yakın akrabaların amellerinin kabirdeki baba ve yakınlarına arz olunacağım, onların da amelleri kendilerine arz edilen akrabalarının iyiliklerinden ötürü sevineceklerini, kötülükleri sebebiyle de üzüleceklerini bildiren haberler de desteklemektedir. 
HADİS:Kabir ehli, geride bıraktıkları akraba ve arkadaşlarının yaptıkları işlerden haberdar olup, iyi amellerinden ötürü sevinir, kötülüklerine de üzülürler.(21) 
Mücâhid'in bu hususta şöyle dediği sahih rivayetle gelmiştir:
HADİS: "Kişi kabrinde kendinden sonra çocuğunun iyilikleri (salahı) ile müjdelenir."(22) Sa'id b. Cübeyr'in (v. 95/714) de şöyle dediği rivayet edilir: 
HADİS:"Muhakkak ki ölülere dirilerin haberleri gelir. Daha önce bir yakını ölmüş, olan hiç bir kimse yoktur ki ona geride kalan akrabalarının haberleri gelmesin. Eğer gelen haber iyi ise sevinir ve ferahlar; kötü ise o zaman da üzülür."(23) 
Ashaptan Ebu'd-Derdâ (v. 32/652) da şöyle dua ederdi: 
HADİS:"Allahım, ölülerimin rezil olacağı bir iş yapmaktan sana sığınırım.''(24) 
Abdullah b. Mübarek de ashaptan Ebu Eyyûb el-Ensarî'nin şöyle dediğini rivayet eder:
 HADİS:"Dirilerin amelleri ölülere arz olunur. Eğer bir iyilik görürlerse sevinir, birbirlerine müjdelerler; bir kötülük görünce de, Allah’ım onu ondan geri çevir, derler."(25) 
Yukarıdaki yeni gelen ölüden haber sormalarından da anlaşılacağı üzere, ölülerin dirilerden bizzat haberdar olduklarını -Allah'ın diledikleri müstesna-söyleyemeyiz. Bu sebeple buradaki haberdar oluşlarını, yeni gelen ve aralarına katılanlardan öğrenirler şeklinde anlıyoruz. Yeni gelenlerden haber alışları da, ruhların berzahta birbirleriyle görüşüp konuştuklarına delâlet eder. - Ölmüş olanların ruhları, berzah âleminde birbirleriyle görüşüp konuşuyorlar. Acaba henüz ölmemiş ve dünyada yaşamakta olanların da berzahtakilerle görüşüp konuşmaları mümkün müdür? Ve ölülerin dirilerle bir takım münâsebetleri var mıdır? 
HAYATTAKİLERİN KABİRDEKİLERLE GÖRÜŞMESİ
Hayattakilerin Berzahtakilerle Görüşmeleri: Henüz hayatta olanların berzahtakilerle görüşmeleri 
uyanık ve uyku halinde olmak üzere iki şekildedir.
UYANIKKEN GÖRÜŞME
 Uyanıkken görüşmenin en büyük misâli ve olabilirliğinin delili, Rasulullah (asm)'in Miraç'ta bazı peygamberlerin ruhlarıyla karşılaştığını haber veren ve kabir ziyaretini öğreten hadislerdir. Cenab-ı Allah Kur'an-ı Kerim'de, Hz. Muhammed (asm)'e hitaben:
 HADİS: "Senden önce gönderdiğimiz peygamberlerden sor ki; biz, Rahman'dan başka ibadet olunacak ilâhlar yapmış mıyız?"(26) buyurmaktadır. Müfessirlerden bir kısmı buradaki sorma fiilinin sadece İsrâ ve Miraç gecesine has olduğunu söylerken,(27) bazıları da her istediği zaman Allah Tealâ'nın Rasulullah (asm)'e önceki peygamberlerle konuşma imkânı verdiği şeklinde tefsir etmişlerdir.
 Bu ikinci görüşte olanlara göre âyetteki mutlak lafzı (sözü), İsrâ ve Miraç gecesi ile takyid etmek (kayıtlamak) hatalı bir te'vil olur. Ve âyetin olduğu gibi anlaşılıp, her istediği zaman Rasulullah (asm)'e bu imkânın verileceğini söylemek daha isâbetlidir.(28) Hz. Peygamber (asm)'in önceki peygamberlerle daha kendisi hayatta iken görüşmesi, vukuu mümkün olan işlerdendir. Ve Allah'ın kudretine göre bunda hiç bir zorluk yoktur. Allah Tealâ görüştürünce de bu olay gerçekleşmiştir ki, Hz. Peygamber (asm) Miraç gecesinde, uyanık halde iken diğer peygamberlerin ruhlarıyla Beytü'l-Makdis'de (Kudüs'teki Mescid-i Aksâ'da) bir araya gelmiştir. Daha sonra semâvât (gökler) âleminde de onlardan bazıları ile bir araya gelip konuştuğuna sahih haberler delâlet etmektedir,(29) 
HADİS: Yine Hz. Ömer'den rivayet edilen bir hadisinde Rasulullah (asm), Hz. Musa (as) in Allah Tealâ'ya dua edip, Hz. Adem (as) ile görüşmeyi dilediğini ve Yüce Allah'ın, henüz hayatta iken ve uyanıkken, Âdem (as) ı Hz. Musa'ya gösterip ve birbirleriyle konuşmuş olduklarını haber vermiştir, (30) Peygamberlerden başkasının hayattayken ve uyanıkken berzahtakilerle görüşmeleri ise, ancak Allah'ın ikram ettiği kimselere nasip olmuştur ki, bu hususta Allah'ın veli kullarının, Hz. Peygamber (asm) ve bazı büyük zevatla görüştüklerine dair pek çok olay anlatılmaktadır. (31) Kabir ziyaretinde ziyaret edene "zâir", ziyaret edilene "mezür" denilmesi de, ziyaret edilenin ziyaret esnasında ziyaretçisini duyup bildiğine delildir. Çünkü ziyaret edilen, ziyaretçisini bilmezse buna "mezûr= ziyaret edilen" denmez. Kaldı ki, Peygamberimiz (asm) ziyaret adabını öğretirken, kabristana varınca ölülere selâm verilmesini öğretmişlerdir ki, bu da onların dirilerle olan münâsebetleri cümlesindendir.(32) Hayattakilerin berzahtakilerle rüyada görüşmeleri ise, İbnu'l-Kayyim'in belirttiğine göre, nübüvvetin bir parçası olan sâlih rüyalardandır ve İlim ifade eder.(33) 
Erzurumlu İbrahim Hakkı da: "Ölüleri rüyada hayırla veya şerle görmek, onların halini aynen bilmektir. Bu, ölünün halini bildirmek veya uyanık olmayı sağlamak içindir,.."(34) diyerek ölüleri rüyada görmenin, sâdık rüyalardan olduğuna işaret etmiştir. Rüya ya da keramet yoluyla peygamberlerden gayri için olan bu görüşmeler ve görülenler, kelâm âlimlerine göre umum için değil, ancak sahibi için (gören kişinin kendisi için) delil olabilir. Ancak bizim burada onlardan bahsedişimiz, sadece imkânını belirtmek içindir. Hayattakilerle berzahtakilerin rüyada görüşmeleri, ikisinden birinin arzusu ve bazı gayeler için bu görüşmeyi Allah Tealâ'dan istemesiyle, Allah'ın bir lütfu olarak meydana gelmektedir. Hayattakilerin görüşmeyi istemesine hepimizin en büyük arzusu olan ve pek çok mü'mine nasib olan Hz. Peygamber (asm)'i rüyada görmek istemeyi ya da çok sevdiğimiz yakınlarımızdan âhirete göçmüş olanları, rüyada olsun görmek isteyişimizi misâl verebiliriz. İbnü'l-Kayyim diyor ki:
HADİS:  "Rüyada ölülerle buluşmak ve onlarla bazı haber alışverişinde bulunmak; falan yerde hazine var, filan yerde şu var, falan iş şöyle olacak, filan zamanda bize geleceksin...gibi haberler vermeleri ve bunların da aynen çıkması, bu buluşmanın gerçekliğini ifade eder."(35) Rivayete göre Ashab-ı kiramdan Sa'b b. Cessâme ile Avf b. Mâlik (v. 73/692) 
kardeş olmuşlar ve öldükten sonra da birbirimizden haberdar olalım diye sözleşmişler. Aradan bir müddet geçtikten sonra Sa'b ölüyor. Avf bir gece rüyasında, aynen hayattaymış gibi Sa'b'ın kendisine geldiğini görüyor ve Sa'b'a hesap ve suâlin nasıl geçtiğini soruyor. O da şimdilik iyi olduğunu söyleyip Allah'a hamdediyor. Bu arada Avf, Sa'b'ın göğsünde gördüğü bir kara lekenin sebebini soruyor. O da bir Yahudiden on dirhem ödünç aldığını ve paraların asılı olduğu yeri söyleyerek, o paranın sahabine verilmesini istiyor. Yine evdeki kedisinin öldüğünü, kızının da yakında öleceğini haber veriyor ve bütün bunlar aynen çıkıyor. Sabah olup da Avf, arkadaşının evine gidince, paranın aynen haber verilen yerde olduğunu görüyor ve alıp Yahudiye götürüyor. Yahudiye, ölmüş olan arkadaşının kendisinden ödünç para alıp almadığını sorunca, Yahudi aldığını ve miktarını söylüyor. Bunun üzerine rüyada gördüklerinin gerçek olduğunu anlayan Avf, elindeki paralan, arkadaşının rüyadaki vasiyetine uyarak Yahudiye veriyor.(36)

KABİRDE MÜSÜLÜMANLAR BİRBİRLERİ İLE GÖRÜŞÜRLER
Berzah âlemindekilerin de kendilerine göre bir hayatı vardır, lezzetleri, elemleri, ferah ve sevinçleri hisseder. Fakat henüz madde âleminde bulunanlar, ruhun bedenden sonraki hayatını ve orada kişinin neler hissettiğini, nelerle karşılaşacağını normal duyularıyla hissedip bilemez. Bu hususu, ancak ilahi gerçeklere vakıf olan Peygambermizden öğreniriz.
Mümin ruhların berzah âleminde birbirleriyle görüştüklerini Peygamberimizin hadislerinden anlamaktayız. Ayrıca ölülerin hayattakilerden haber aldıkları ve kabirlerinin başına giden kimseleri gördükleri yine rivayetlerde vardır. Onlar için yapılan dua ve manevi hediyelerin kimlerden geldiğini bilebilirler. Mümin ruhlar nimet içinde oldukları için ve ruhları serbest oldukları için serbest dolaşabilirler. Ancak kâfirlerin ruhları ve günahları fazla olan müminlerin ruhları azabla meşguldurlar.
Ölülere Kur'an okunduğu zaman eve gelmeleri mümkün olabilir. Ancak bu her ölü için söylemek zordur.
Ölülerin Berzah Âleminde Birbirleriyle Görüşmeleri:
Berzah âlemindeki ruhlar iki kısımdır: Nimet içinde olanlar ve azapta olanlar.İbnü'l-Kayyim'in açıklamasına göre azapta olan ruhlar birbirleriyle görüşmeye fırsat bulamazlar. Onlar bir nevi tutuklu gibidirler. Ama tutuklu olmayıp serbest olan, yani nimet içindeki ruhlar birbirleriyle buluşup görüşürler, birbirlerini ziyaret ederler. Dünyadaki olmuş ve olacak şeyleri müzakere ederler. Her ruh, amelde kendi dengi ve kendi derecesinde olan arkadaşlarıyla beraber olur. Hz. Peygamber (asm)'in ruhu ise Refiku'l-A'lâ (en yüksek mertebe) dadır.
Nisa sûresi'nde:
"Kim Allah'a ve Peygambere itaat ederse, işte onlar, Allah'ın kendilerine nimet verdiği peygamberlerle, sıddıklarla, şehidlerle ve sâlihlerle beraberdirler. Onlar ne güzel arkadaştırlar."
buyurulmuştur ki, bu beraberlik dünyada, berzahta ve âhirette olmak üzere üç yerdedir. Bu üç âlemin hepsinde de kişi sevdiği ile beraberdir.
Bu âyet-i kerimede ruhların berzah âleminde birbirlerine kavuşacakları haber verilmektedir. Çünkü bu âyetin iniş sebebi olarak şöyle bir olay anlatılmaktadır:
Ashaptan biri, öldükten sonra Hz. Peygamber (asm)'in makamının kendilerinden çok yüce olacağını ve Hz. Peygamber (asm)'den ayrı kalacaklarını düşünerek üzülmüş ve ağlamış. Üzüntüsünün sebebini soran Hz. Muhammed (asm)'e: "Biz dünyada senden ayrılmaya hiç tahammül edemiyoruz va Rasulullah. Öldükten sonra senin merteben bizden yüce olacağı için seni göremeyeceğiz. Senin ayrılığına nasıl tahammül edebilirim?" diye derdini açar. Bu olay üzerine yukarıdaki âyet nâzil olmuş ve Allah'ı ve Rasulullah'ı sevenlerin berzah âleminde ve âhirette de, dünyadaki gibi, Hz. Rasûl ile birlikte olacakları bildirilmiştir.
Allah Tealâ Âl-u îmrân Suresi'nde şehitlerin diri ve Rabbleri indinde rızıklanmakta olduklarını, arkalarında bulunanlara da korku ve üzüntü olmadığının müjdelenmesini istediklerini, Allah'ın nimet ve keremiyle sevinç duyduklarını haber vermiştir. Bu âyet-i kerime de berzah âlemindeki ruhların birbirleriyle buluşup konuştuklarına delâlet eder. Çünkü âyette geçen"yestebşirûn" kelimesi, "müjde verilmesini isterler" anlamına geldiği gibi,"sevinirler ve birbirlerini müjdelerler" manasına da gelir. (5) Birbirlerine müjde verdiklerine göre demek ki birbirleriyle görüşüp konuşmaktadırlar.
Ebu Hureyre, Rasulullah (asm)'in:
"Muhakkak Cennet ehli orada (Cennet'te) birbirlerini ziyaret ederler."
buyurduğunu söylemiştir.Mü'min ruhlarının berzah âleminde Cennet'te olacakları bildirilmiştir. Buna göre bu hadis-i şerifteki Cennet ehliyle, berzah âleminde Cennet'te olanlar kastedilmiş olabilir. Hadisin bu şekilde anlaşılmasını, Ebû Tâlib'in kızı Ümmü Hâni'den (40/ 660) rivayet edilen şu hadis de doğrulamaktadır:
Ümmü Hâni' bir gün Hz. Peygamber (asm)'e şöyle soruyor:
"Ölünce de birbirimizi görür ve ziyaretleşir miyiz?"
Rasulullah (asm)'in cevabı şudur:
"Ruh, Cennet meyvelerinden yiyen bir kuş olur. Kıyamet günü olunca da her ruh kendi cesedine girer."
Bu cevaptan da anlaşılan, mü'minlerin ruhlarının Cennet'te birbirleriyle görüştükleridir.
İbn Ebi'd-Dünyâ'nın naklettiği bir haberde de Rasulullah (asm)'e:
"Ölüler birbirini bilir mi?" diye sorulunca Rasulullah (asm)'in cevabı:
"Evet, nefsim yed-i kudretinde olan Allah'a yemin ederim ki onlar, kuşların ağaçların tepelerinde birbirlerini bildiği (tanıdıkları gibi) birbirlerini bilirler."
şeklinde olmuştur.( Bu soruyu ashaptan Bişr b. Berâ' b. Ma'rûr'un annesi sormuş ve ölülerin birbirleriyle tanışıp biliştiklerini öğrenince hemen Beni Seleme'den ölmek üzere olan birinin yanına varıp, oğlu Bişr'e onunla selâm göndermiştir. Hadisin bir diğer rivayetinde Cennet'te kuşlar gibi birbirleriyle buluşup tanışacak olan ruhların "iyi ruhlar " oldukları zikredilmiştir.
Ashaptan Bilâl b. Rebâh (v. 20/641) vefat edeceği zaman hanımı ah, vah etmeye başlar. Hz. Bilâl ise: "Ne büyük neşe ne büyük sevinç. Yani sevgililere, Muhammed'e ve onun gurubuna kavuşacağım." demeye başlar,(10) Burada Bilâl berzahta Rasulullah (asm)'e ve ashabına kavuşacağını ve tıpkı dünyadaki gibi, orada da onunla bir arada olacaklarını müjdelemektedir. ve hanımının ah, vah edip üzülmemesi gerektiğini, aslında sevinmesi gerektiğini hatırlatmaktadır bu sözüyle.
Beyhakî'nin hasen bir senetle İbn Abbas'dan tahric ettiği kabir suâliyle ilgli bir hadis-i şerifte, kabirdeki sorgulama sırasında iyi cevap veren mü'minin ruhunun diğer mü'minlerle beraber olacağı haber verilmiştir.
Yine Beyhakî'nin "Şu'abu'l-İman" da Ali b. Ebi Tâlib'den tahric ettiği haberde Hz. Ali şöyle demiştir:
"İki mü'min ve iki kâfir dost vardı. Bunlardan mü'min olanların biri öldü. Cennetle müjdelenince arkadaşını hatırlar ve:
"Allah'ım, benim falan arkadaşım bana her zaman sana ve Rasulûne itaati emreder, hayırla tavsiye eder, kötülükten nehyederdi..." diyerek onun kendisinden sonra sapıtmaması ve kendisine verilen nimetlerin ona da verilmesi için dua eder. Sonra öbür arkadaşı da ölünce ruhları bir araya gelir ve birbirlerine:
"Ne güzel kardeş, ne güzel arkadaş ve ne güzel dost" derler.
Kâfir olan iki arkadaştan birisi ölüp de azapla müjdelenince diğer arkadaşını hatırlayıp şöyle der:
"Allahım, arkadaşım bana hep sana ve senin Rasulûne isyanı emrediyor, kötülüğü yapıp iyiliği yapmamamı söylüyordu. Allahım, onu benden sonra hidayete erdirme ki, benim gördüğüm azabı o da görsün ve bana kızdığın gibi ona da kızasın." Sonra diğeri de ölür, ruhları bir araya gelince birbirlerine:
"Ne kötü kardeş ve ne kötü arkadaş." derler."
Bundan da iyi ve kötülerin ruhlarının berzahta birbirleriyle buluştukları anlaşılmaktadır.
Ebû Katâde ve Câbir'den tahric edilen, ölülerin kefenlerinin güzel yapılması ile ilgili hadis-i şerifin Suyûtî ve Beyhakî tarafından rivayet edilen şeklinde:
"Muhakkak ki onlar kabirlerinde birbirlerini ziyaret ederler." cümlesi de yer almaktadır.
Beyhakî "Şu'abu'l-Iman" da Ebu Katâde'den (54/673) hadisi naklettikten sonra, bu hadisin şehitler hakkındaki onların rızıklandırıldıklannı haber vererir Âl-u îmrân, 3/169-170 âyetiyle mutabakat arzettiğini söylemiştir. 
Rasulullah (asm)'in Miraç gecesinde semâda Hz. Âdem (as) ile karşılaştığında Hz. Âdem'in sağ ve solunda bir takım karartılar görmesi ve bunların kimler olduğunu sorunca, cennetlik ve cehennemlik olanların ruhları olduklarının bildirilmesi de,(16) berzahta iyi ve kötülerin -Hz. Ali'nin de, dediği gibi- bir arada olacaklarına delildir.
Ruhların berzah âleminde birbirleriyle görüştükleri ve konuştuklarının bir delili de, ölümü müteakip semâya yükseltilen mü'min ruhunun rahmet ehli tarafından karşılanıp, dünyadan ve dünyadakilerden haber soracaklarını bildiren hadis-i şeriftir. Ebu Eyyûb el-Ensârî'den rivayet edilen hadis-i şeriflerinde Peygamber Efendimiz (asm) şöyle buyurmuştur:
"Mü'minin ruhu kabz olunca onu Allah katında rahmet ehli karşılarlar."
Müminlerin ruhları, gelen müminin ruhuna birinizin uzaktaki sevdiği birine kavuşmasından daha çok sevinirler ve o şekilde karşılarlar ve falan filan nasıldır, diye sorarlar.
Bu esnada yeni ölmüş olanın ruhunu getiren melekler) derler ki:
- Onu bırakın, fırsat verin de bir dinlensin. Çünkü o büyük bir sıkıntı içinde idi. Ona:
- O benden önce ölmüştü, derse;
- İnnâ Lillâh ve İnnâ İleyhi Râci'ûn (biz Allah'a aidiz ve yine ona döneceğiz), ebedi kalış yeri olan Hâviye'ye (kızgın ateşli Cehennem'e) gitmiş. O ne kötü yer ve ne kötü terbiyecidir, derler.
Bu hususta Abdullah b. Mübârek'in de şöyle dediği rivayet edilir:
"Kabir ehli haberleri beklerler. Bir ölü oraya gittiği zaman ona falan ne yaptı, filan ne yaptı diye sorarlar. Birisi için:
"O öldü, size gelmedi mi?" deyince:
"İnnâ lillâh ve İnnâ İleyhi Râciûn" derler ve: "Bizim yolumuzdan başka yola gitti o." diye ilave ederler."
Tabiinden Sa'id b. el-Müseyyeb (v. 94/712) de:
"Bir adam öldüğü zaman (daha önce ölmüş olan) çocuğu onu, seferden dönen gaibin karşılandığı gibi karşılar."demiştir.(20)
Ölülerin berzahta birbirleriyle görüştüklerini ve yeni ölüp de aralarına katılanlardan haber aldıklarını bildiren bu hadis ve haberleri, evlât, torun ve yakın akrabaların amellerinin kabirdeki baba ve yakınlarına arz olunacağım, onların da amelleri kendilerine arz edilen akrabalarının iyiliklerinden ötürü sevineceklerini, kötülükleri sebebiyle de üzüleceklerini bildiren haberler de desteklemektedir.
Kabir ehli, geride bıraktıkları akraba ve arkadaşlarının yaptıkları işlerden haberdar olup, iyi amellerinden ötürü sevinir, kötülüklerine de üzülürler. Mücâhid'in bu hususta şöyle dediği sahih rivayetle gelmiştir:
"Kişi kabrinde kendinden sonra çocuğunun iyilikleri (salahı) ile müjdelenir."
Sa'id b. Cübeyr'in (v. 95/714) de şöyle dediği rivayet edilir:
"Muhakkak ki ölülere dirilerin haberleri gelir. Daha önce bir yakını ölmüş, olan hiç bir kimse yoktur ki ona geride kalan akrabalarının haberleri gelmesin. Eğer gelen haber iyi ise sevinir ve ferahlar; kötü ise o zaman da üzülür."
Ashaptan Ebu'd-Derdâ (v. 32/652) da şöyle dua ederdi:
"Allahım, ölülerimin rezil olacağı bir iş yapmaktan sana sığınırım.''
Abdullah b. Mübarek de ashaptan Ebu Eyyûb el-Ensarî'nin şöyle dediğini rivayet eder:
"Dirilerin amelleri ölülere arz olunur. Eğer bir iyilik görürlerse sevinir, birbirlerine müjdelerler; bir kötülük görünce de, Allah’ım onu ondan geri çevir, derler."
Yukarıdaki yeni gelen ölüden haber sormalarından da anlaşılacağı üzere, ölülerin dirilerden bizzat haberdar olduklarını -Allah'ın diledikleri müstesna-söyleyemeyiz. Bu sebeple buradaki haberdar oluşlarını, yeni gelen ve aralarına katılanlardan öğrenirler şeklinde anlıyoruz. Yeni gelenlerden haber alışları da, ruhların berzahta birbirleriyle görüşüp konuştuklarına delâlet eder.
- Ölmüş olanların ruhları, berzah âleminde birbirleriyle görüşüp konuşuyorlar. Acaba henüz ölmemiş ve dünyada yaşamakta olanların da berzahtakilerle görüşüp konuşmaları mümkün müdür? Ve ölülerin dirilerle bir takım münâsebetleri var mıdır?